Bir insana güvenmekle başlıyor bütün yanılgımız. Ona aklımızdaki, kalbimizdeki her şeyi sakınmadan emanet etmekle. Akla getirmediğimiz hayınlıkların bedelini ödeyerek, kurda emanet edilen kuzunun kaderiyle özdeşlik kurarak... kandırıldık yaslarıyla tükenip gidiyoruz sonra. Bir insanın bir insana yapacağı en büyük kötülüğü sordular da bir gün Şeyh Babam şöyle dedi: "Benim Habil ve Kabil'den anladığım yalnız bir kardeşin ötekine hasedi değil. Nasıl olur da bunca yıllık kardeşim bana beni öldürmek için gelir diye düşünmeden edememiştir Habil." Sonra şu ayetleri okudu:
"Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, "Andolsun seni öldüreceğim!" dedi. O da dedi ki: "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder.
Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatsan bile, ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim! Zira ben âlemlerin rabbi olan Allah'tan korkarım.
Ben diliyorum ki sen hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenesin, cehennemliklerden olasın! Zalimlerin cezası işte budur.
Sonunda içindeki duygular onu kardeşini öldürmeye itti; onu öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu."
"Habil'in cüssesinden önce güvenidir ölen." sonra yüzünü bana döndü de uzun uzun baktı. Kırgınlığımın farkında olduğunu o zaman anladım. Çıktım tekkeden etrafta genç kızların aklını ayartacak tanrıça rolleri üstlenmiş manken kızların billboardlara asılı cehennem sahnesini andıran pozlarından yüz çevire çevire, şehrin Allah'ı unutturacak sahte ışıltılarına küfrede küfrede, şişenin dibine vuranların kollarına taktıkları şuh kahkaha maskeli erkeklerin ve kadınların aralarından geçtim. Adını bana açmaktan imtina eden duygular sardı çevremi. Kavgada yumruk sayılmaz onlar bana ben onlara... derken yenik düştüm. İnsan, düşe düşe düşünebilir. Kendisini uyutmayacak dertlere düşmemiş bir insan bana düşünceden dem vuramaz arkadaş! İster adını sanını duymadığım bir feylosof ister popüler kültürün bütün bir insanlığa sattığı kanaat önderleri. Tınıma mın mın!
Bir parkta oturmaya niyetlendim. Sinmedi içime.Banklara oturmak yahudi âlameti gibi geldi gözüme (Banka kelimesinin 16. yüzyılda banklarda oturarak gemicilere/tüccarlara faizli borç veren yahudilerin oturdukları banklardan geldiğini öğrendiğimden beri tepeli başlı bütün banklara düşman olduğum doğrudur. Hem bağdaş kuramaz lan insan, hiç değilse buradan anlamıyor musun kültürüne uymadığını bu horap şiki lop lopların?)
Bir otel, "Şen Hotel" tabelalıydı. Girdim içeri. Resepsiyoniste: "Bana güneş görmeyen bir oda." dedim. Anladı karın ağrımı. Bir anahtar uzattı. Üzerinde oda numarasının da yazılı olduğu. "Fiyat peşin yalnız." dedi. Birkaç kâğıt serptim masasına. (Ne kadardı saymadım.)
Nursel'i aramak geldi içimden. Saat gecenin kaçıydı bakmadım. Aradım.
"Alo."
"Nursel."
"Söyle."
"Affet beni."
"Olur. Affettim."
"Sağ ol Nursel. Nursel sen ölmedin mi?"
Telefondaki sesten iç gıcırdatan bir kahkaha.
"Bu saatte tanımadığın bir numara seni arasa da af istese, hayır affetmiyorum deyip uzun uzun yalvarma cümlelerimi duymak istersin, affettim diyerek kapatıp uykuna devam etmeyi mi hemşerim?"
"Hakkını helal et bacım."
edip etmediğini bile öğrenmeden kapattım. Haram helal ver Allah'ım, senin kulun yer Allah'ım...
Nursel o gün suda boğularak ölmedi. Zaten ölmüştü Nursel. Ben onun kurbanı kabul edildiği için ellerimde karga boku, Nursel'i toprağa değil de suya gömmüştüm. Nasıl paylaşırdım onu Şeyh Babam'la. Onu Şeyh Babam'la ilk kez el ele gördüğümde ölmek istedim. Şeyh Babam beni görünce elini bırakır sandım. Gözümün içine baka baka daha sıkı tutundu Nursel'in ellerine. Nursel (biraz korkarak mıydı?) sarıldı Şeyh Babam'a. horap şiki lop lop.
Ölen yalnız Habil değil güvendi evet. Habil'i gömmeyi kargadan öğrendik evet. Bütün insanlık öğrendi bunu evet.
"Peki ya ölen güven nereye gömülür?" bilemedik de dolandırıp durduk aramızda binlerce yıldır...
Yorumlar
Yorum Gönder