Ana içeriğe atla

ŞEYH BABAM XXVII.

Bütün gün kustum ve bunun mide bulantımla hiçbir ilgisi yok. Aynada yüzümü gördüm. Olup bitenlerin bütün sebebi kendi yüzünse şayet, tükürecek bir yüz bile bulamıyor yalnız aynaya püskürmekle kalıyorsun. Dua ettim, çokça. İnsan duayı en çok duyulmak istediğinde eder. Neyse yaşadığı, asıl duyması gerekenin duymasını ister. Tekke de hapishaneydi benim için burası da. İnsanın ötelerden gelip tekrar ötelere gideceğini şuradan anla ki BURASI ORASI değil. Gittiğin hiçbir yer aradığın yer değil. Tanıdığın hiç kimse tanımak istediğin kişi değil. Yediğin hiçbir şey yemek istediğin şey değil. BURASI ORASI değil.

Buluta bir ben yük olurum. Sırtıma aldığım yüke bile yük olmanın sancısıyla dolup taşar kalbim her seferinde. İncitmeyeyim dediğim her ne varsa "çıt" diye kırılır dokunmamla birlik. Peygamberlerin bütün mücadelelerinden bana yalnız hüzün kaldı. Oysa başkaldırıyı, iman etmeyi, muzaffer olmayı, kavmime her fırsatta tebliğ etme hassasiyetini pür dikkat yerine getirmeyi, tağutlarla cidal etmeyi, bir iki firavun devirip üç yüz beş yüz bin kişiyi kurtarmayı, Allah'ım öyle bir sancının içindeyim ki balığın karnına girmeyi bile istiyorum. Ne ki bugün olduğum ben olmayayım.

Öykü bir mektup yollamış, amcamın kızı. Japon bir bebek gibiydi yeni doğduğu demlerde gözleri o kadar çekik. Bebeğinin öldüğünden bahsetti. Dayısı da yeni vefat etmiş. İsminle müsemma bir hayatı yaşamaya başlamışsın demek isterdim ona eğer takatim olsaydı. Ne ki benim bana bile söyleyecek sözümün kalmadığı bir hayatın soluk alıp vermelerini YAŞAMAK sayıyorum.

Görüşmek isteyen üç beş gazeteci daha. Manşetlerini şimdiden tahayyül etmek güç değil. "Trajik Bir Şeyh Hikâyesi: Şeyh Mansûr", "Deli Şeyh", "Bir Velinin Son Makamı: Delilik"... yanlısı karşıtı envai çeşit kelimelerle artık okuyanı kaldıysa birilerinin üzerinde nevale yiyip içmek sadedinden aldıkları gazetelere bir iki tiraj fazlalık olsun diye beni sos niyetine kullanacaklar.

Ben bütün irademi bir başkasının eline vermenin acısını kendi irademle çatır çatır ödüyorum Ümmühan. Allah'ın "Ey akıl sahipleri!" hitabından uzağa düşmüş bir hayatın bilançosudur bana verdiğin ilaçlar. Sana boş boş bakışımdan korktuğunun farkındayım. Öyle dolu dolu baktığım günler yaşamıştım ki gözüm bugün değil görmek, değil bakmak yalnız bir iç yağı olma vasfını haiz.

Horaaaaaap şiki lop lop. Horap şiki lop lop. Ho ra p ş i kilop. Horapşikil op.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...