Ana içeriğe atla

ŞEYH BABAM XXIV.

 Buruşturulmuş bir poşet, kolsuz bir vinç operatörü, dilsiz bir şair, topal bir dağcı gibi hissettiğim bir günün ortalarındayım ve senin bilmem hangi siteden bulaşan virüsünü bilgisayarından silmek için attıracağın format öncesi hangi dosyaların önemli olup olmadığına bakınırken bulabileceğin bu word dosyasına kendime dair şu dünyada sahici bir şeyler kalsın diye yazdığım bu cümleleri bir emanet olarak sana bırakıyorum Ümmüş.

Bütün gün yatağımdan hiç çıkmamak gibi bir azaba düştüğümden beri aklımda ilk gençlik yıllarımızda arkadaşlarımızla toplanıp entelektüel üç beş satır etmemizin (tabii genelde hep ben konuşurdum) hasretini nasıl çekiyorum inanamazsın.

Bu hastane bir tımarhane evet ve siz hepiniz yani beni buraya mahkum etme irfanını gösteren modern çağ ilah ve dahi ilaheleri bu çağın Procrusteslerisiniz.

Procrustes'i araştırmaya yorulma Ümmüş.

Antik Yunan mitolojisinde Procrustes adlı bir devden bahsedilir. Yanılmıyorsam Atik Yarımadası'nda yaşayan bir devdi bu. Yatağıyla ünlüdür.  Yolcuları misafir olarak ağırlama numarasıyla kandırır da gece meşhur yatağına uyumaları için götürür. Boyu yatağa uzun gelenlerin kollarını ve bacaklarını keser, kısa gelenleri mengeneyle uzatır.

Hepimiz birilerinin Procrustesleriyiz bugün. Beğenmediğimiz neleri var neleri yoksa kesip biçiyoruz. Modern dünyanın propaganda kurbanı olan kızları ve erkekleri bazen gönüllü olarak bir Procrustes yatağına yatmayı da ihmal etmiyorlar. İdeal kız(!) ve ideal erkek(!) olmak için aynı burun, aynı dudak dolgunluğu aynı kaslı kollarla gezip duruyorlar etrafta. Bilmem ne kadar da ameliyat parası cabası.

Yan ranzadaki herif bugün yanıma gelip "Ben bir muzum. Maymunum! Maymunummm!" diye yılışık yılışık ranzama yanaşınca ağzına faraş süpürgeyle vurdum. Dişi kırıldı. Kırılan dişini eline alıp; "Aaa, kabuğumu soydular." deyip ağlamaya başladı. Ne yapsaydım Ümmühan? Ben Allah'ın "Aşağılık maymunlar olun!" dediği İsrailoğulları'ndan olmamak üzere bir hayat sürdüm. Kabul mü etseydim maymunluğu? Beni germe.

Horap şiki lop. Horap şiki lop lop lop.

Nursel'in Şeyh Babam'ın öz kızı olduğunu öğrendiğimde uğradığım şaşkınlığı bir türlü üzerimden atamamıştım. İnsan, üzerinden atamadığı nice şaşkınlıkların yüküyle ağırdır. Sana bu yükümden de bahsedeceğim. Sırtlanmaya mecbur değilsin ve fakat benim kadar meşhur bir Şeyh Efendi'nin vefatından sonra bu yazdıklarımı bastırman hem seni sevmediğin bu işten kurtarmaya hem de Ali'nin güzel bir gelecek kurmasına yetecek parayı kazanman noktasında işine yarayacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...