Şeyh Babam'ı hatırladıkça ellerinde bol köpükle cam silen peruklu bir palyaço geliyor aklıma. İlk güvendiğim ve ilk güvenimi yıkan insanı başka hangi mesleğin erbabıyken anımsayabilirdim ki? Palyaçolar neden bir yaştan sonra komik veya sevimli gelmemeye başlar insana? Çünkü o kostümü sırtına geçirmiş bir insanın rol yaptığını biliriz. Biliriz diye beylik bir çıkışta bulundum sanma. İnsan çevresinde kimin rol yaptığını bal gibi bilir. Kanmayı ister yalnız, kandırılmayı. İhtiyacı da vardır buna. Nasıl susayınca kana kana su içerse insan, yalnız kalmanın korkusuna kana kana kandırılmaya da razı olur. Annemin İspanya'dan gönderdiği onun gençliğinde önem arz etse de artık hiçbir hükmünün kalmadığı kartpostalların birinde arkada bir palyaço fotoğrafı da var. Benim bu derin palyaço metaforum iş bu kartpostaldan aldığım ilhamdan müteşekkildir.
Yamrı yumru adımlarla yanıma geliyor yan ranzadaki herif. Ümmühan, bu herif sen odadan her çıktığında ağza alınmaya insanın imanının el vermeyeceği küfürler ediyor. Buna hakkını haram et canım.
"Ateş denizinden mumdan gemilerle geçmek." Galip Dede'nin aşk tarifini yazmış bana getirdiği kitaplardan birinin ayracına müridim İbrahim Amca. Onu en çok Rodrigo Gitar Konçertosu'nu dinlediğimiz günkü heyecanıyla hatırlıyorum. Bu konçertoyu vapurda dinlediği kemancı kızın duygu seliyle kemanını kırıp denize attığını ne şevkle anlatmıştı bana!
Şimdi Şeyh Galip'in bu cümlesiyle bana neler anlatmak istediğini çok iyi anlıyorum da. Nuh'a iman eden benim, gemi yapacak kadar gücüm olduğuna iman edemememin canhıraş çaresizliğini ne yana atayım?
Henüz vakit varken gemini yapmaya başla Ümmühan. Benim yaptığım bütün gemiler fırtınaya tutulmak, girdaba düşmek, su almak, dümeni kırılmak, alabora olmak ve nihayetinde batmak gibi bir silsile-i vahameti üstlendiler. Suyu aşmaya da gücüm yetmedi. Boğulup gittim Yunus yutmaz Nuh oğlu yutar sularda.
Hoş bazen insan ne fırtınalardan sağ çıkar da bir kum yutar boğulur.
Yorumlar
Yorum Gönder