Ana içeriğe atla

ŞEYH BABAM XXI.

Şeyh Babam'ı tanıdığım ilk gün ondan kelime-i tevhidi değil kelime-i tehditi öğrendim.
"İmanınız kimseyi tehdit etmiyorsa, inanamazsınız." demişti.
Evet, müslümanın kelime-i tevhidi dile getirmesini birileri tehdit olarak algılamalı.
"Kimdir o birileri?"nin şerhini yapmak vazifesi bana düşmese de sana bazı ipuçları vermekten yüksünmem.
Anamalcılar yani servet düşkünü modern Karunlar, faizci hırbolar, siyonist denyolar, Amerikancı, Rusçu, Çinci, İngilizci ve sair batılı uşakları, münafıklar, güvenilmez, inanılmaz, sır emanet edilmez, gıybetçi, koğucu, nemîmeci, sarıya düşkün, gözü başkalarının cebinde olan kifayetsiz muhterisler, mal üstüne mal yığan bu dünyacılar, insanların hayallerini yıkanlar, ümit verip aldatanlar, yalan söyleyenler, kıskançlar, hasetçiler, fesatçılar, nankörler, kıymet bilmezler ve daha niceleri senin imanını kendilerine bir tehdit olarak görmeliler.
Günlük rutin hastane işleri, yan ranzamdaki herif her gün bir hayvan olarak uyanıyor. Bugün orangutan olarak gözlerini açmış dünyaya. Sarıldı hademenin süpürgesine biçâre adam yalvarıp yakarsa da vermedi geri. Sopaya sarılarak oturuyor. Benden yüz bulsa hiç susmadan konuşacak. Onu ilk görür görmez anladım bu durumu da merhaba bile demedim aylardır. Geçen gün sincapmış diye çekmecemdeki fındıkları yürütüp kırt kırt yedi mala davara faydası olmayan kaçık.
Güneş gözlüğü almalısın Ümmühan. Gözlerin güneşte çok kırışıyor.
Biliyor musun ben çocukken annem bana playstation 1 almıştı Eminönü'nden. Ben senelerce o playstationla oynayan, dışarıya küs bir çocuk olarak büyümüştüm. Yazları Zonguldak Ereğli'ye kaçardım. Ereğli'nin adının bizim meşhur Herkül'den geldiğini büyüyünce öğrendim. Herakles söylene söylene Ereğli olmuş.
Bir iki futbol kulübünde de oynadım. Oynadım dediğim öyle uzun soluklu olmadı tabi. Bu tür yerlere sonradan katılan kişiler çok hoş karşılanmaz. İlk on bir zaten çoktan bellidir. Aylık verdiğin paranın hatırına defansa direk niyetine seni dikerler öyle. Akran zorbalığı, yabancı hissettirme de cabası. Hatta en laneti. Özdoğan Spor Kulübü ve Mahmutbey Spor Kulübü. Fena değildim de. Olmadı işte.
Annemin çiçeklerinin dibine tuvalete gitmeye korktuğum için işerdim. Sonra bir gün sordu garibim bu çiçekler neden soluyor diye. Ben de çabuk büyüsünler diye süt döküyorum dedim.
Üzerimde bir Cemil Meriç görememesi var bugün. Mevlana'ya atfediyorlar, Mesnevi'nin tamamını okumadım. "Dertli insan içi duman dolu odaya benzer. Onu dinlemek odada bir pencere açmaktır." diyesiymiş. Sana sadece yazıyorum Ümmühan. Düşünsene seninle bugüne kadar konuştuğumuz cümleler toplamı beş bile değildir. Sen de yalnız susarak benimle konuşabileceğini biliyorsun. Bu yazıları okurken aslında hepi topu beş cümle konuştuğun bir insanın neden sana onlarca sayfa yazdığını anlamakta zorluk çekeceğini şimdiden hissedebiliyorum. Ne yapsaydım Ümmühan?
Konuşarak anlaşılamayacağını anlayan insan, kendisini suskunluğa satıyor. Hem de çok ucuza.
Pahalı bir susuştur yalnızlığım. Bedeli çok önceden ödenmiş.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...