Tekkedeki kızları uyardığım konulardan bence en önemlisi ve en çok zorlarına giden şuydu: Beğenmedikleri erkeklere dair takındıkları kibirli tavrın adını iffet koymamaları. Bu ne lafa gelince dillerinden düşürmedikleri Meryem'in ne Asiye'nin ne Hatice anamızın iffet tavrına münasip düşen bir durum değildi. Kibrinizin adını iffet koymayın dedikten sonra tekkeye gelip giden ve bana küstüm oynamıyorumculuk yapanların sayısı hemen hemen üçte birdi ve ben hiç oralı bile olmadım.
Kadın demek öfke demekti Şeyh Babam için. Böyle söyledi bir keresinde bana. Kadınlara dair takınmam gereken tavrın ne olduğuna ilişkin annemden tevarüs ettiğim ahlakî anlayışım ve bir yaşa kadar teyzelerimin elinde büyümüş olmam oldukça belirleyici bir rol tayin etti bana diyemem. Filozofların neden kadın düşmanı olduklarının gerekçesinin sadece Antik Yunan'da kadın, aşkın değil üremenin bir aracıydı aşk erkeğin erkeğe karşı beslediği duygunun adıydı ve bu sebeple Antik Yunan'daki herifler kadınlara ellerinde ne varsa fırlatıyordu bayalığına düşemeyecek kadar kafa yormaya gayret ettiğim meselelerden biri kadın meselesiydi çünkü Nursel'i tanımak istedim. Sonra evliliğimiz boyunca tanıyamayacağımı anladım ve kadını tanımanın, anlamanın mümkün olmadığına ilişkin kanaatim olgun manâda bana bir yer tayin edince hemen Allah'a sığınıp tevbe ettim. Bir daha açmamak üzere de bu meseleyi bir daha indirmemek üzere tamamen rafa kaldırdım.
Yorumlar
Yorum Gönder