"Gözler O'nu göremez. Fakat O gözleri görür."
Şeyh Babam En'âm suresinin bu âyetini okuduğunda tir tir titremiş kendime gelememiştim. Postnişin olduğum gün, bu yükü nasıl tartabileceğime dair (Allah'ın yardımı müstesna) en ufak bir bilgi kırıntısını bile ne sinemde ne zihnimde taşımıyordum. O gün bir şeyi daha anladım; göz kendini göremez. İnsan aynaya muhtaç. Bu yüzden mü'min mü'minin aynasıdır. Gel gör ki çevremde kirlisine bile razı olacağım, tozunu silmeye çoktan teşne olduğum bir ayna bulamamamın ızdırabı beni benden aldı. Müritler ne bilsin? Manevî bir hâlin terbiyesine dalmış olacak hazretin gönlü deyip sükûtta karar kıldılar. Beni bana sor. İçimde kopan fırtınaların alabora ettiği tek geminin bir başına tayfası bendim. Ne sular yuttum, ne bulutlar dövdü beni, ne şimşekler kemirdi aklımı bunu anlatmaya mecâlim yok.
Horap şiki lop.
Bir yazarın günlüklerini okuyorum şu sıralar. Ümmühan getirip bırakmış masama. Üç cilt. Daha birincisini bitiremedim. Acıya acıya okuyorsun, yarasını açık etmiş bir insanı. Oysa insan annemin dediği gibi açken (bile) tok sallanacak. Asil kedi ve asil köpek sahibine ölüsünü göstermezmiş.
İlk hatme-i hâcegânda müridânın taşları saydıkları esnada bir vaveylâ koptu tekkede. Birisi zuhurat görmüş de ona zamanın kutbunun ben olduğuma ilişkin bir şeyler gevelemiş. "Ulan benim niye bundan haberim yok o vakit puşt?" diye sordum. Azarladım hepsini. Kovdum. Hatme taşlarını arkalarından fırlattım. Kovamadığım şeytanlarım oldular. Nefsimi gıdıklayan hiçbir tavra mahal vermemenin acı kök suyunu oluk oluk içtim. Allah var, kimsenin saf duygusuna göz dikmedim bütün seyr-i sülûkları boyunca. O'nun gözlerimi gördüğünü bildiğimden.
Yorumlar
Yorum Gönder