Ana içeriğe atla

Şeyh Babam XIII.

"Gözler O'nu göremez. Fakat O gözleri görür." 
Şeyh Babam En'âm suresinin bu âyetini okuduğunda tir tir titremiş kendime gelememiştim. Postnişin olduğum gün, bu yükü nasıl tartabileceğime dair (Allah'ın yardımı müstesna) en ufak bir bilgi kırıntısını bile ne sinemde ne zihnimde taşımıyordum. O gün bir şeyi daha anladım; göz kendini göremez. İnsan aynaya muhtaç. Bu yüzden mü'min mü'minin aynasıdır. Gel gör ki çevremde kirlisine bile razı olacağım, tozunu silmeye çoktan teşne olduğum bir ayna bulamamamın ızdırabı beni benden aldı. Müritler ne bilsin? Manevî bir hâlin terbiyesine dalmış olacak hazretin gönlü deyip sükûtta karar kıldılar. Beni bana sor. İçimde kopan fırtınaların alabora ettiği tek geminin bir başına tayfası bendim. Ne sular yuttum, ne bulutlar dövdü beni, ne şimşekler kemirdi aklımı bunu anlatmaya mecâlim yok.
Horap şiki lop.
Bir yazarın günlüklerini okuyorum şu sıralar. Ümmühan getirip bırakmış masama. Üç cilt. Daha birincisini bitiremedim. Acıya acıya okuyorsun, yarasını açık etmiş bir insanı. Oysa insan annemin dediği gibi açken (bile) tok sallanacak. Asil kedi ve asil köpek sahibine ölüsünü göstermezmiş.

İlk hatme-i hâcegânda müridânın taşları saydıkları esnada bir vaveylâ koptu tekkede. Birisi zuhurat görmüş de ona zamanın kutbunun ben olduğuma ilişkin bir şeyler gevelemiş. "Ulan benim niye bundan haberim yok o vakit puşt?" diye sordum. Azarladım hepsini. Kovdum. Hatme taşlarını arkalarından fırlattım. Kovamadığım şeytanlarım oldular. Nefsimi gıdıklayan hiçbir tavra mahal vermemenin acı kök suyunu oluk oluk içtim. Allah var, kimsenin saf duygusuna göz dikmedim bütün seyr-i sülûkları boyunca. O'nun gözlerimi gördüğünü bildiğimden.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...