Demin Ümmühan'ın müritlerin zorbalığıyla odamın yarıdan fazlasına gelip kondurduğu saksıları sularken Şeyh Babam'ı gasledişim geldi aklıma. Saksıdaki çiçeklerin yapraklarını nasıl okşaya okşaya nemlendirdiysem parmaklarımla tek tek, Şeyh Babam'ın cüssesinin her bir noktasını da onun tenine en ufak bir halel getirmeden yıkadığımı hatırladım. Bir Antik Yunan tragedyasını izleyen bütün Yunan seyircisinin döktüğü gözyaşını toplasan benim gözyaşlarım hepsinin tuzlu suyunu nasıl alt ediyor görürdün.
Burnuma onunla beraber gezdiğimiz kırların istemeyerek çiğnediğimiz çiçeklerinin tabanlarımıza sinen kokusu geliyordu. Bütün müridânı kovmuş gasilhânede bir Şeyh Babam bir ben kalmıştım. Elbette üçüncümüz an be an bizimle birlikte olan Allah'tı. Sular kesildi. Kovadaki suyla idare etmek istedim. Yetmedi. Ben de Şeyh Babam'ı gözyaşlarımla gaslettim. Nursel'i sudan kurtaramamanın Şeyh Babam'a su bulamamanın biçâre Hüseyiniydim. Derken bir el işareti çektim gasilhâneden uzak bir yere totolarını park eden müritlere gelip omuzladılar Şeyh Babam'ı.
Cenaze namazını ben kıldırdım. Helallik istemedim. Bizim Şeyh Babam üzerinde ne hakkımız vardı da onun helalliğini haramlığını kararlaştırma gibi bir haddimiz olabilirdi?
Toprağa onu incitmeden koydum. Son kez yüzünü görmek istedim. Kefenini çözünce karşımda mütebessim ve mutmain bir çehreyle karşılaştım. Öptüm yanaklarından. Ellerimle yarı açık göz kapaklarını meshettim. Kapandı gözleri. Ebediyete açılmak için.
Tekkeye Salvador Dali'nin "Belleğin Azmi" tablosundaki eriyen saatlerden biri gibi girdim. Şimdi hayatımın bundan sonrasında hangi saati gösterecektim. Yelkovanımı akrebimi kaybettikten sonra zembereğimi yitirdikten sonra, tik taklarımı ne yapacaktım?
İnsan, insanın saatidir.
Kimilerinde bir günün aydınlığını, kimilerinde bir günün en ışıltılı anını, kimilerinde bütün aydınlığının çöküşünü, kimilerinde bir gecenin ıssızlığını çalarsın.
Bir de alarmların vardır. Sana bir şeyleri hatırlatan insanlar. Kaçırma diye bir ömrü.
Ben artık bütün alarmları kaçırmış bir ömrün sabahına uyanıyorum. Ben artık saat kaçta gitsem geciktiğim bir randevunun insanıyım. Ben artık çocukken ısırıp da kolumda dişlerimin bir baskı makinesi gibi bıraktığı zaman aralıklarını göremeyecek kadar körüm.
Saat bir daha beni ben çalmayacak.
Yorumlar
Yorum Gönder