"Ne gülüyorsun" demişti Horatius ve sonra şöyle devam etmişti "anlattığım senin hikâyen."
İnsan, başkasında gördüğü acının edebiyatını yapmakta oldum olası pek bir mahir. Ben, bütün insanların acısını sinemde hissetmenin bedelini günde içtiğim bir avuç hapla ödüyorum.
Anlatılan hikâyenin bizim olmadığını biliyor olmamızın verdiği iç rahatlığıyla yaşamak, bizi kısa süreli tatmin eden bir gayya kuyusudur ya bakma hiç kimsenin değil umurunda olmak tınına mın mın bile değil.
Bir şeyler değsin yüreğime ne bileyim işte bir mandalina bahçesinde ölebilecek kadar hak edilmiş bir son nefes beni sere serpe mutluluk yatağına yatırmaya yetip artmasının yanı sıra "iyi ki" diye başlayacak milyonlarca cümlemin de bir ana çıkış noktası olsun.
Sana üç tane farklı dünyalara ait cümle yazayım da yabancılaşma efektine maruz kal.
1-)Şairlerin onca hisli kelimeyi seçip kallavî bir terkiple ortaya çıkardıkları şiirleri yazarken çoraplarının kokup kokmadığını bilemezsin.
2-)Tefsir âlimlerinden herhangi birinin eşiyle tartıştığı bir günün akşamında hangi âyeti hangi duyguyla şerh etmeye gayret ettiğinden tam olarak emin olamazsın.
3-)Nuri Pakdil'in bir otel odasında senelerce yalnız kalması beni hep "Mandariinid" filminin son sahnesi gibi yutkundurur.
Şeyh Babam'ı diğer şeyh efendilerden ayıran şey ne onun hepsinden fazla erbaine girmesiydi, ne binlik tesbihini şak şak şak şak şak diye boncuklarından ses çıkara çıkara hızlı hızlı La ilahe illallah zikri çekmesiydi ne de İmam-ı Azam'a göre dirseklerden akan abdest suyu mâ-i müsta'mel olduğu için abdest alırken önlük takmasıydı.
O insanları dinlerken, göz yaşı dökerdi. Bir keresinde tekkede el ayak çekilip halvette kaldığımız bir dem bana dönüp: "Hepsi benim hikâyem." dedi.
Anlayacağın Şeyh Babam kendi hikâyesini ekser'un nâs'tan ayrı tutmuyordu.
Ben Şeyh Babam'ın eteğinin dibindeyken bazı şeyler öğrendim ki onları seninle paylaşmamın benim de ecrimi artıracak bir tarafı olduğuna inanıyorum. (Sevaba Nursel'i de dahil etsin Rabbim.)
*Umudunu yalnız Allah'a hasret.
*Dökülen saçlarında Allah'ı hisset.
*Ağladığında Allah'ı bil.
Ben şimdi elime bir mikrofon alıp karye karye, sokak sokak, mahalle mahalle (lan şehir şehire kadar devam edecek işte cümle) gezmekten hiç yüksünmem de duyacak kulak olmadığını fark eder etmez beni bir küskünlük sarıp sarmalar, gocunurum.
Bence sûfilerin günlük "La ilahe illallah" zikirleri bunun laftan kalmaması, kalbe oluk oluk içirilmesi ve günlük hayatlarında da Allah'tan başka ilah olmadığına mütenasip bir hayat kurmalarının yolunu açmaktı ve fakat bir kısmı bundan yüz çevirerek yalnız dilde, bir kısmı yalnız kalpte bıraktılar işi.
Ümmühan geldi. "Yetmesin mi bugünlük bu kadar?" dedi.
Ah Ümmühan! Augusto Boal gibisin. Hep ezilenlerden yana.
Yorumlar
Yorum Gönder