Ana içeriğe atla

ŞEYH BABAM XVIII.

 Tutunacak bir dal bulabilseydim eğer ya da geçtim dalını herhangi bir tutam ota tesadüf edebilseydim nefretle içlerinde bulunduğum bu kadar insana yüz çevirmem o kadar kolay olurdu ki.

Sanki ben tekkede kimin ne haltlar çevirdiğini müritlik dönemimde hiç görmemiş, duymamış ve bilmemişim gibi postnişine oturunca karşıma geçip intisap etmeye kalktılar. Ne mi yaptım Ümmühan? 

Ruhuma periler bir damla kekik özü suyu damlattılar. Kazanlarda buram buram iksirler kaynadı. Cinler âleminin padişahı devleri cüce cüceleri dev yapacak bir formülle karşıma çıkageldi de dilediğimce hareket edebileceğime yönelik şeytan fısıltılarını içirdi kulağıma. Cübbelerinin kenarını kesip, brokoli çorbası döküp elime bir iğne bir mor iplik alıp diktim.

Birinci ilahları her zaman paraydı. Allah ikinci sıradaydı ilahlık sıralamasında ben bunu her hâllerinde iliklerine kadar sezerek yanıma geldiklerinde kovmadım ama hoş geldiniz de demedim.

Kötüye giden her günümü diğer günüm hasetliyordu da daha kötü olması için elinden geleni ardına koymamaya azm u cehd ediyordu. Bu yüzden bakmam gerekenin takvim olmadığını içim olduğunu idrak ettim. Mesela ben o kadar büyümedim ki hâlâ yirmi yaşında birisini görecek olsam ağabey diye hitap etmeden konuşamam çünkü ben on beşimde girdiğim bu dünyanın hiç büyümeyen küçük çocuğu olarak kaldım. Hakikatin değil künhüne vâkıf olmak zerre-i miskâlini elde edebileceğim ha bu güvenmediğim İslamcılardan gayrı ıtırını üstüme hafifçe değdirebileceğim kadar bile başka bir grupta elde etme imkânı bulabilsem saniyelerin bile kıskanacağı bir vakit dilimiyle yanlarında alırdım soluğu. Ne develeri gütmeye niyetim var ne bu diyardan gitmeye mecalim. Bu yüzden kalakaldım yarı nefes alıp verebildiğim insanların arasında.

Şimdi diyeceksin ki kızacak aslında kendinden başka kimse yokmuş hayatında. Doğru söyleyeceksin Ümmüş. Adın böyle ne kadar komik oldu be! (Ümmüş.)

Bir gün odama küçük bir kardan adam heykeli yaparak geldin de elime tutuşturur tutuşturmaz yanımdaki kaynar suyla hemen erittim hatırlar mısın? Sen de bana dönüp bezgin bir merhametle;

"Biraz olsun güzele yer ver kalbinde."

diye sitemde bulunmuştun. O zaman sustuğum ve şimdi ancak söylemeye cesaret edebileceğim bir cümle hücum etmişti dilime:

"Biraz olsun kalbim olsaydı belki güzele verecek bir yer de bulabilirim."

Yapılan bütün kardan adamlar bir çırpıda erisin, gidilen bütün yollar patikaya dönüşsün, yeni boyanan bütün duvarlar yıkılsın, basılan bütün kitaplar yakılsın... içimde biriktirdiğim bunca küslükle barışacak hemen hiçbir şeyim yok artık. Şimdi sakın saf salak psikolog akıllarıyla aman canım geçmişe bu kadar da takılıp kalınmamalı, insan geleceğini şekillendirmek için gayret etmeli, depresyondaydın ve yardım alman lazımdı gibi saçma sapan düşüncelere kapılma. Oku geç. Ölü bir şeyhin depresyon günlükleri diye kitaplaştırıp sağa sola dağıtarak ardımdan üç beş yayınevine bir şeyler yaz, paranı al yoluna devam et.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...