İnsan her sabah bir güne değil de bir yüze uyanıyor.
Yüzlerle karşı karşıya kalıyor. Yüzsüzlüklerle.
Şeyh Babam hemen her cuma namazında Kıyâmet suresinin 22. âyetinden 25. âyetine kadar okurdu.
"Oysa o gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla parıldayacak; Bir kısım yüzler ise o gün insanın belini kıracak bir felâketi sezerek sararıp solacaktır."
Şeyh babam aynaya bakma temrinleri verirdi bize. Aynada bir insanın kendisini görmesi için aynanın sırlanması şarttır. Sırsız ayna göstermez. Al bu fiziksel hâdiseyi de metazifiğe bağla. Aynada kendine bile söylemediğin sırlarınla yüzleşirsin. Yüzleşmezsen yüzsüzleşirsin.
Bugünkü günlüğüme yazdığım bu yazının, sabah gördüğüm bet suratlı münasebetsiz hastabakıcıyla olan küçük tartışmamla mı yoksa o sinirle kırdığım aynanın sırrıyla karşı karşıya kalınca göremediğim kendimle mi ilgili olduğunu itiraf etmek veya reddetmek gibi bir şeyin içine düşmek istemem. Oku geç.
Aydınlık yüzler görmeli insan. Evlilik dediğin şeyin en güzel yanı da bu olsa gerek. Bu deni dünyaya düşen zavallı senin her gün maruz kalacağın onca badireye karşı uyanır uyanmaz göreceğin, kalbine sükunet bahşeden, sürûr veren bir yüze bakmak. "Eşler birbirlerinin elbisesidir."
Ben Nursel'in elbisesi olamamak gibi bir soysuzluğu sırtlandım. Ne çok üşümüştür benimle evliliği boyunca, bunu düşünmeye cesaret etmek şöyle dursun yazarken bile elim titriyor. Nursel, sanki bütün göz ardı edilen, yok sayılma listesinde adı birinci sıradan ikinciliğe hiç düşmeyen, bildiğin tutunamayan insanlar bütününün toplamı. Yazarak Nursel'e ettiğim zulümlerin bir çetelesini mi tutuyorum yoksa yazarın "Yazmasam deli olacaktım." dediği yerde miyim? Bu sorunun cevabı bende henüz bir netliğe tekâbül etmiyor.
Ezan okunuyor. Müezzin hepimizi Muhammed Nebi'nin çağırdığı şeye davet ediyor. Allah'tan başka ilâh olmadığını, Muhammed Aleyhisselâm'ın onun rasulü olduğunu ve namazsız felaha eremeyeceğimizi tebliğ ediyor.
Ezan okunuyor Ümmühan, gerçi sen bu yazıyı okurken zaten kılmış, okumanın başına öyle oturmuşsundur. Zihnimi yeni yeni toparladığım şu günlerde horap şiki lop loplarım azaldı.
Oğlun Ali'yi bırakacak kimseyi bulamazdın da eski kocanın evinde ne kadar az dursa kâr diye düşündüğünden hastaneye getirirdin. Ali yerinde durmaz; "Horap şiki lop, horap şiki lop lop." diye eline aldığı oyuncaklarla oynardı. Ben çoktan ölmüş olduğuma ve sen bu yazıları okuduğuna göre klişe mektup soru cümleleri sıkıştırayım araya; "Ali nasıl? Büyüdü mü? Okulu bitiyor mu?"
Ümmühan, öldüğüm için bana kızgın mısın? Daha fazla taşıyamadığım için bu soğuğu adımı müntehir koydum.
Nursel, gidince çırılçıplak kaldım. Ne kadar giyinsem o kadar arttı üşümem. Yüzüne bile bakmadığım Nursel, yüzüne bile bakılmayacak beni bir yüze kavuşturmaktan başka dert edinmeden gitti bu dünyadan.
İşte şairin şiir diye yazdığı.
Yorumlar
Yorum Gönder