Tekkeye ilk uğradığım kimsenin bana nereden gelip nereye gittiğimi sormadıkları demlerdi.
Bir grup müridân "ketebe, yektubu" diğer grup "nasara, yensuru" siğaları çekerken ben telefon operatörümün bana sunduğu bedava internet vesilesiyle Kim Ki Duk'un "Boş Ev" filmini izliyor Tae-Suk arkadaş ve bir zalimin hatun kişisi olma çaresizliğine maruz bırakılmış Sun-hwa'nın tartıya çıkıp ibrede sıfır kilo çıkmalarının kalbime doluşturup durduğu ideal aşk hayâliyle cemiyete yönelik bütün kırgınlıklarımı da içine katarak göz yaşı döküyordum. İki insanın birbirinde yok olması... İki insanın değil birbirlerine tartıya bile yük olmaması...
O sıralara denk düşer zannediyorum, ketebeler, nasaralar tekkenin camlarını titretirken Şeyh Babam herkesten korka korka yanıma geldi. Gözyaşlarımı seyretti. Ben de Şeyh Babam'ın gözlerinin içine baka baka salya sümük höyküre höyküre ağladım. Elini çenemin altına doğru tuttu. Avucunda birikti gözyaşlarım. (Artık araya ne kadarı mukusumdu bilmiyorum tıp dilinde sümük denilmez de mukus denir, haşa "Şeyh Babam'ın avucuna sümüğüm karıştı." cümlesini kurmak gibi bir hadsizlikte bulunmaktan doksan dokuz ismiyle Allah'a sığınırım.)
Sonra bir sayhâ mı desem? Bir ses duydum işte.
Bayılmışım.
Ne kadar uyumuştum o gün bilmem de 'Yedi Uyurlar' kadar uykuya doyarak kalkmıştım yerimden. Bir iki namaz vakti de geçmiş olacak. (O yıllarda kılar mıydım? Emin değilim. Sonraları öğrendiğim kadarıyla Şeyh Babam: "Namaz için de uyandırmayın." diye şeriata zıt bir fetvayı deruhte eden cümlesiyle uyarmış ahâliyi, Şeyh Babam diye şeriatsızlığa göz yumacak değilim. Bugünkü aklımla kızıyorum şimdileri.)
Her zamanki gibi cemaatin içinde dışarıdan gelenin kimin şeyh olduğunun anlaşılmayacağı bir şekilde oturmuştu yerine. Ben de usulca biraz doğrularak dinledim onu.
Şeyh Babam hâzirûna derslerinde artık "Yüz elli Yâ Tâğût!" çekme virdini verdi. Cemaatten bir iki mırıldanma olunca da (alnında yeşil bir damarın çıktığını görmüştüm) hiddetle haykırıp:
"Allah'ın önüne koyduğunuz bütün tâğûtlarınız; kombili evleriniz, size süslü gösterilen binekleriniz, takıp takıştırdığınız faydasız zînetleriniz, cebinizdeki tomar tomar paralar, ulvî felsefik yaklaşımlarınız, kibrinizden ucûbunuza, riyânızdan koğuculuğunuza kadar sizi siz etmekten alıkoyan ne varsa! Hepsini bir tespih tanesine indirmedikçe benden size akacak bir feyiz yoktur!" dedikten sonra bana dönüp güldü. Eliyle "0" işareti yaptı. Aynı tartıda olduğumuzu o gün anladım.
Yorumlar
Yorum Gönder