Çevremdeki bütün kapitalistleri öldürmenin yollarını aradığım günlerde miydi? Yoksa Prens Kalyanam Kara ve Papam Kara Hikâyesi'ni tekrar tekrar okuduğum bedbînliğe dûçar olarak Sartre ve Simone de Beauvoir ikilisinin âkıbetini bilmemin bana yüklediği aşka dair sorumluluğumun ne olması gerektiğiyle ilgili derin muhasebelerin kanıma akıttığı kararsızlık duygusuna teslim olduğum anlardan birine mi sığdırmıştım bütün hâlet-i ruhiyemi şimdi hatırlamıyorum.
Ne koku geldi burnuma. Öğğk. Ah bu hastaneler.
Diş telini yeni taktırmış, damağının kesilmesine daha fazla dayanamayarak diş teli mumlarından medet ummuş ve senelerce mumlu ağızla etrafta dolaştığını görür olduğum Şamdan Can (eh bu kadar mum takarsan adın başka ne olsun isterdin sevgili Can?) Şeyh Babam'ın benimle şöyle üç beş turlamak istediğini söyledi. Ben tabi hemen gubarmış bir gögercin gibi kanat çırptım Şeyh Babam'ın üssüne.
Ağır aksak adımlarla mı desem? Şeyh Babam yorgun muydu desem? Şimdi zihnimde meçhule taalluk eden bir hâlle yürüyordu. Turlamamızın ilk çeyreğine denk düşer anlardan birinde olacak:
"Şeytanî network boş durmuyor. Bir biziz oturan." dedi.
Ben de ona: "Şeyh Baba başlamayalım yine Allah aşkına!" diye sitemde bulunamadım da: "Haklısınız efendim." diye zaten beni dinlemediğini bildiğim için kısa bir cümleyle diyalogu monologa dönmesin âlicenaplığıyla cevap verdim.
"Bir değiliz anlıyor musun? Senfoni yok. Yalnız kakafoni."
"Efendim, tarih boyu bu hep böyle olmamış mı?"
"Dünden bugüne yük getirme. Bugünün yükü kendine yeter."
"Yük getirmek değil de bunca deneme yanılma sonucu ortaya çıktığı çıkacağı demek bu kadarmış. İnsan buymuş efendim."
"İmrendiğim tek şey gökyüzü."
"Bütün gök yüzünüzde efendim."
"Haddini aşanları Allah sevmez. Şeytana kapı aralama."
"Peki efendim."
Bir süre sustuk.
"Oluk oluk her tarafımızdan bizi eylemek istedikleri insana dönüştürüyorlar. Ne yiyeceğimiz, ne giyeceğimiz, neyi beğenip neden nefret edeceğimiz, nasıl aşk acısı çekeceğimiz, nasıl anne baba olacağımız, hangi kitapları okuyacağımız hangi müzikleri dinleyeceğimiz... Sadece maruz kalıyoruz. Özne değiliz. Nesneyiz. Ne ise ne yiz. Bazen, nasıl olur da diyorum kimsenin gücüne gitmiyor başımıza gelip gidenler? Hemen tevbe ediyorum." gözleri doldu. "Keşke düşmeden düşünmek mümkün olsa!"
"Hava çok soğudu, yoruldunuz da efendim, sıhhatiniz bozulmasın, dönelim."
"Sartre cins kafalardandı." dedi. "Her cins kafanın, her büyük idealistin, her kahramanın, aşamadığı bir çit vardır. Gelip gidip takılır."
Nasıl mı bitti o gün?
Kapı çaldı. Hemşiredir.
Yorumlar
Yorum Gönder