E pur si muove!
Nursel gittikten sonra bu sözü virt edindiğim günler nicedir.
İnsan neresinde küsüyor da dünyanın; "Ben artık oynamıyorum!" deyip bir kenara geçiyor biliyor musun?
Bu sorunun cevabını sana ben versem, Şeyh Babam: "Rabb'lık oynama!" emir cümlesiyle beni haşlardı.
İnsan neresinde küsüyor dünyanın?
İnsan neresinde küsüyor?
İnsan neresinde dünyanın?
İnsan dünyanın.
İnsan.
İns.
Tekkede hararetli hareretli zikir çeken, Şeyh Babam'ın kurduğu meclislerde söz hakkı alıp ortalığı inleten az mı yüzünün karası akına galebe çalmış münafık gördüm sanıyorsun? Şeyh Babam görmüyor muydu sanıyorsun?
Faraş süpürge yapan işçilerin maaşını alamadıkları için Şeyh Babam'ın tekke kapısının köpeği olmayı bile hak edemeyecek Erol Taş gülüşlü Derviş Patron'u (evet, adı Derviş, soyadı Patron'du ibnenin) şikâyete geldikleri gün, Şeyh Babam'ın tefsir çalışmasının dipnotlarını temize çekiyordum. Günde on dört saat çalıştır, asgâri ücretin bile altında maaş ver, üstelik ana avrat söv şuncacık heriflere. Ulan üstelik elleri kir pas içinde. Şeyh Babam Derviş Patron'u yanına çağırıp avazı çıktığınca bağıra bağıra küfür etti. "Ben aşağılık bir ibneyim diyeceksin günde beş yüz kere. Bu damın altında soluk alıp vermeye devam etmek istiyorsan şâyet, ne olduğunu bilerek edeceksin." dedi. Derviş Patron kızardı, bozardı, utanacağı tuttu Ebu Cehil kılıklı itin. "Âmenna efendim." dedi. Müridândan iş tuttuğu diğer münafıkolarla ayrı durmaya yeltenemediğinden.
Faraş süpürgeci emekçiler bin bir teşekkür, bir iki el etek ve dudak buluşmasının ardından çekildiler huzurdan.
"Kovsak, hepten küfrü artardı." dedi.
"İlâ cehenneme zümerâ!" dedim.
"Bir gün sen başa geçince böyle söylersin. Benim makamım müsait değil." dedi.
Ben başa geçince. Kahkaha attım efendimin huzurunda.
İlâç saatim geçmesin. Az dur.
Ne diyordum? Heh. O günün akşamı Nursel de geldi tekkeye. Benim burada ne yaptığımı, neden bu insanlarla bir arada olduğumu anlamadığına yönelik bir takım tefekkürden uzak ham düşüncelerini okudu üfledi yüzüme gözüme. Nursel, bunu sana nasıl anlatayım ben a benim üç kâğıt bilmez, Mehdi'm Halifem? "Benimle gel." dedi. "Hâtme var." dedim. Efendim benim rabıta yapmadığımı bilirdi bence. Sinmiyordu içime. Zikirler iyi güzel de. Neyse bunlar bir bahsi diğer olsun. "Etme." dedi. "Ben bütün gecenin tek yıldızıyım Nursel." dedim. "Benim göğümün yıldızısın." "Şeyh Babam'ın da göğünün yıldızıyım." "Şeyh Baban'ın umurunda bile değilsin aptal! Senin gibi on binlercesine aynısını söylüyor bu bunak!" "Nursel sana şimdi buradan bir koyarım, gözünü kırk kerpeten söküp alamaz iç yağı olduğu hasebiyle yapıştığı yerden." "Allah gözünü açsın!" "Gözün kör olsun Nursel!" "Allah gözünü açsın!" "Eve varama Nursel." "Seni seviyorum. Dünyam sensiz dönmüyor."
Sustum. Seni seviyoruma verecek cevabı olmayan insan, noksanını ikmâl, hatasını tashih edecek hangi yöreyi bulur da birini yıkmamanın derdiyle elindeki kılıcı bir kayanın üstünde kırıp kıç üstü oturarak intihar etmeden yaşamayı içine sindirebilir?
Sir John Everett Millais gittiğin gün suyun üstünde seni görse Ophelia tablosunu çizemezdi Nursel.
E pur si muove!
Yorumlar
Yorum Gönder