Ana içeriğe atla

Şeyh Babam Fasl-ı Seb'a

 Yaşamak yetmiyor gibi birde yazıyorlar hayatı.

Yazarlar, intihar etmeye güç yetiremeyen insanlardır. Gücünü toplayan üçü beşi intihar edip gider zaten.

Yazan, yaşayamayandır.

Bakın çevrenize, bunun uzun istatistikî verilerine, elinde çoban değneği gibi çubuklarla televizyonlarda insanlara ne idüğü belirsiz tablolar üstünden bir şeyler anlatma vehmiyle yanıp tutuşan profesörlere ihtiyacınız yok.

Her şeyin ilki acemicedir. Doğan bütün insanlar ilk kez yaşayan insanlardır. Bu sebeple bütün hayat hatalarla doludur. Ölüme beş kala öğrenirse bir şeyleri ne âlâ!

Şeyh Babam'ı ilk dinlediğimde buranın acemice yaşanılabilir bir yer olduğunu ifade edişiyle tavladı beni. Platon "Felsefe buradan oraya gitmektir." dediğinde hangi idealar âleminin hasretiyle yanıp tutuşuyorsa, Şeyh Babam da o ateşin korundan bir şeyler devşirmiş olacak nefsine.

İnsan bir kez düşünse yaşamayı, bir daha yaşayamaz. Yani çok da iddialı gelmesin sana ama zaten eline yüzüne bulaştıra bulaştıra beceremediği bir şeyin maruzu kalmaya mahkumken bile bu kadarsa edegeldikleri, tecrübelisinden Allah'a sığınılır insanın. Şeytanı şeytan yapan tecrübesidir.

Neye küstüğünü bugünkü hâline sorsanız verecek cevabı olmayan nice haklı küskünlük sahibi vardır. Ben de böyleyim. Şimdi neye küstün hemşerim sen? diye sorsa biri. Anlatacak çok da bir şeyim yok. Üzerinden zaman geçince haklılık haksızlık kavramları silinir gider de ortada yalnız niyesinin, nasılının, nedeninin, ne zamanının kalmadığı bir küskünlük kalır.

Haklı küskünlerden sakının! Kalbinde tuttuğu ateş, soru sahiplerini yakacak cinstendir!

"Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin." Nisâ Suresi'nin 32. âyetinin bu bölümünü çok okurdu Şeyh Babam.

Ama insan işte. Haset etmekle meşhur.

Russel Mutlu Olma Sanatı kitabında ne diyordu? "Dilenciler, kendilerinden daha fazla para toplayan dilencileri kıskanırlarsa da, milyonerleri kıskanmazlar." (Bertrand Russell, Mutlu Olma Sanatı, çev. Yunus Sağlamtürk, Say Yayınları, 12. bs., İstanbul 2014, s. 73.)

Milyoner klasman dışıdır anladın mı? Ama yan komşum benimle aynı düzlemdedir.

"Komşuna yalan yere tanıklık etmeyeceksin.

Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin."

Işık hep başka bir evde yanar. 

Mutluluk hep başkasında olandır. 

İnsan böyle düşünür.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...