Ateş denizinden mumdan gemilerle geçmek...
Şeyh Gâlib'in Hüsn ü Aşk isimli o ölümsüz eserinde geçen bir betimleme.
Hüsn ü Aşk, mesnevi türünde yazılmış en önde gelen eserlerimizden biri... Romanın, edebiyatımıza geç girme sebeplerinden başlıcası mesnevilerin o boşluğu dolduruyor oluşudur. Bu nazarla bakıldığında senelerce insanların bin bir hâlet-i ruhiye içinde tekrar tekrar okudukları başucu romanlarından biridir Hüsn ü Aşk.
Ateş denizinden mumdan gemilerle geçmek...
Bugünün saçma sapan kişisel gelişim kitaplarının insanlara boş vaatlerde bulunarak onları dolduruşa getirmeleriyle karıştırılmamalı.
En olunmaz ve onulmaz görünen meselelerin mutlaka bir çıkış yolu olduğunu anlatır bu ifade.
Gözü pek olmayı; kişinin doğru olduğuna inandığı düşünceleri, fiilleri ne pahasına olursa olsun yapması gerektiğini öğretir. İnsan, bunlardan başka nedir ki? Dünyanın en bedbaht insanı uğruna ölecek hiçbir değeri olmayan insandır. Değer kelimesi değ-(mek) kökünden gelir. Çoğu zaman dokun-(mak) kelimesini kullanırız onun yerine. Bir eşyanın, mülkün değerinden bahsedebiliriz gönül rahatlığıyla. Fakat insanın değerleri ne ile ölçülür bu hayatta? Değen nedir gönlümüze?
Karşılaştığımız manzaralar karşısında; ‘’Bana çok dokundu.’’ deriz, kibar bir ifadeyle. Gönlümüzü yeşerten, hayata baktığımız yeri belirleyen, davranışlarımıza yön veren duygular, değerlerimizdir. Bize ‘dokundu’ğunu söylediğimiz her ne varsa, duygularımıza sert bir şekilde gelip değdiği/dokunduğu için bu tepkiyi veririz.
Değerlerimiz soyuttur. Başkalarının bilmesini istediğimiz an somut olarak göstermek zorunda kalırız. Somut bir madde olarak değer verdiğimiz eşyalara da aslında kalbimizdeki o soyut duygulara hitâp ettikleri için büyük bir bağlılık gösteririz.
Bize ateş denizinde mumdan gemilerle geçmemiz bile gerekse, arkamıza bakmamamız gerektiğini öğreten, vicdanımızda taşıdığımız bu ‘’tüy yükü’’ duygularımızdır.
Bil ki sevgili kârî insan kendisinden değerleri alınınca, cüssesini ister Orta Çağ'da keresteden yapılan gemilerde, ister günümüz çelik gemilerinde taşımaya kalksın, değil mumla ateşe göğüs germeyi, bir kıvılcım tanesi sinesine değer değmez kül olmaya mahkûmdur.
Sevgili kârî, değerlerimiz hayat okyanusundan en güvenli şekilde bizi geçirecek olan gemilerimizdir.
Rotayı rüzgâra bırakmayan gemilerdir onlar. Değerlerimiz; sevgili kârî, Nuhî bir hayat yaşamak isteyenlerin bu asırdaki tufanlara karşı sığınaklarıdır.
Belki o vakit, Allah'ın Nuh Nebi'ye ettiği bu hitaba erme şerefine biz de nail oluruz.
‘’Yanındakilerle birlikte sen de gemiye yerleştiğinde, 'Bizi bu zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun!' de!’’[1]
Bu çağda sevgili kârî, çivilerini tek tek ellerimizle çaktığımız, yelkenini bizim diktiğimiz bir gemimiz olmalı.
Bu çağın kirinden, pasından, kaçıp bizi kurtaracak bir gemi.
Senin gemin hangi limanda?
Mumdan mı? Keresteden mi? Çelikten mi?
Sahi sevgili kârî, senin bir gemin var mı?
[1] Kur’an-ı Kerim, Mü’minûn Sûresi, 28. Âyetten.
Yorumlar
Yorum Gönder