Ana içeriğe atla

Ben yalnız bunun için seveceğim seni.


Sözlerin bazen hiçbir anlama gelmiyor,

Sırf bu sebeple bir Çinli hayat boyu kıskanmayacak ellerini.

Ben yalnız bunun için seveceğim seni.

Güneşin tenime değdiğini, kayanın tuza doyduğunu, denizin gündüz aya küstüğünü,

Annemin tam on beş yılına ağladığını, rahiplerin günah silme yeteneklerini

Yahudilerin bencilliklerini anlamayacağım.

Canımın yanışı, var olan bir şeyi daha anlamanın sıkıntısıyla eş değer.

Doruklarda durulmadan yutkunmayacağım hiçbir düzlükte, hiçbir sözlükte ne demek istemişsindir diye dolanmayacak gözlerim.

Ben yalnız bunun için seveceğim seni.

Fötr şapkanın asılmakla değil, emekliliği çağrıştırdığı vakitlerde yaşamak, bir boş ev çatırtısı kadar meşgul etmeyecek zihnimi.

Taze tenlerin tutuşturulduğu buruşuk ve bereketli yaşlılığın okuduğu selâ, yardım etmeyecek zihnimde taşıdığım küslüklere bir ad koymaya.

Hayır, yatakta çatlak bir topuğa bakıp ağladığımı hatırlayarak kıvrandığıma dair bir and içme çıkmayacak dilimden.

Hislerimi, bir başka muzdaribin koynunda buna benzer bir şey bulurum umuduyla kendime saklamayacağım.

Yazılacaksa muska, yakılacaksa bir tütsü, hepsi senin uyanır uyanmaz aldığın ilk nefes için olacak.

Armudu Bey masalları derleyeceğim sana, kökler küstüreceğim toprağa renklensin diye ellerin.

Konuşacak ama birbirimizi anlamayacağız, sözlerim bazen hiçbir anlama gelmeyecek ve sen bunun için terk edeceksin beni.

Ellerin aklımdan hiç çıkmayacak.

Ben yalnız bunun için seveceğim seni.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...