Hafta sonu Kaplanoğlu'nun, Buğday'ını izledim. Musa ve Hızır kıssasını daha bir özümsüyor insan. Hacı Bektaş ve Yûnus arasında geçtiği rivayet edilen; "buğday mı? nefes mi?" göndermeleri çok hoştu. Stalker'a göndermeler de öyle.
Bir nevi günlük olarak notlarımı kaydetmeye çalıştığım yazıların başlığını filmi izlemeden bir gün önce nefes olarak seçmem, filmden sonra beni epey sarstı.
Beş yılda çekilmiş film. Kaplanoğlu şüphesiz çok yetenekli. Kıymetı bilinecek mi? Orası meçhul. Sanırım bütün filmlerini seyredeceğım.
Rüyalarla başım dertte. Yoksa kabuslarla mı demeliyim? İkisi de birbirine öyle karışmış halde ki. Uyumaya korkuyor insan.
Orwell'ın, 1984'ü bitti. Zavallı Winstonlar olarak yaşıyoruz hepimiz. Büyük Birader hep vardı ve hep olacak. Bizim durduğumuz yer neresi olacak? Bütün soru bu.
İngilizce çalışmaya devam ediyorum. En azından okuduklarımı iyice anlamalıyım. İkinci bir dile henüz vakit var. Belki ucundan kulağından başladığım Arapçaya yönelirim ilkin. Belki aklımın hep bir köşesinde taht kuran Fransızcaya. Rousseau, Hugo, Sartre hatta Camus'ü kendi dilinden okumak ne büyük ayrıcalık! Koşullar, fırsatlar hangisine uyacak bunu zaman gösterecek. Fransızca edebiyat adamlarımızda daima hâkimdi. İsmet Özel Fransızca okutmanıydı 18 yıl. Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu, Necip Fazıl yanılmıyorsam Âkif'te biliyordu. Tanzimatla başlayan bu süreç, devam eder mi? Al bir meçhul daha. Edebiyata değer veren kaç kişi yaşıyor ki dünyada bugün?
6.04.2021.
Yorumlar
Yorum Gönder