Ana içeriğe atla

NE İŞİN VAR YEDİNCİ KATTA?






 Yahudiler kararlıdır, Rab'bı görmek için ellerinden ne gelirse yapmaya...





Canhıraş bir şekilde çalışırlar, gece gündüz. Hedefleri yedi katlı bir kule inşa etmektir.






 Babil Kulesi...






 Yedinci kata geldiklerinde, bu küstahça davranışları Rab'bı kızdırır. Başlangıçta bütün insanlar aynı dili konuşurken, insanlarının dillerini değiştirir Rab. Artık kimse birbirini anlayamaz, birbirleriyle iletişim kuramaz olmuştur ve kulenin yapımına son verilir... Tevrat'a göre  dillerin ortaya çıkış öyküsü kısaca böyledir.(Bkz. Tevrat, Yar. 11/1-9)
 Birbirini anlayamamak... Bir toplumu bu yıkar, düşmanın topu, gürzü, bombası değil.





Kendisini anlatamamak... Bir ferdi bu yerle bir eder, yalnızlık değil.





 Hep bir yolunu aramış insanlar, ne olursa olsun sesini duyurabilmenin, bir ses duyabilmenin.





Anlatmanın, anlamanın, anları değerli kılmanın hep bir yolunu aramış.





 İnsan hep, anlamak ve anlaşılmak istemiş, tarih dediğimiz ilmin bütün özeti budur. Gerisi kim muktedirse onun kaleminden çıkan üç beş satır savaş sahnesi... Hepsi bu.





 Harfler; seslerin sembolize edilmiş şekilleridir.






Hiyeroglifler, çivi yazıları, İbranice, Latince, Arapça, İngilizce...






Mağaralara, kayalara, hayvan deri ve kemiklerine, ağaç kabuklarına yazmışlar insanlar.






 Tuhaftır, Arapça /hrf/ kökünden gelen harf kelimesinin birincil karşılığı; bir mızrak veya kılıcın keskin sivri ucu anlamına geliyor. İnsan, kendisini anlatmayı da, karşısındakini anlamamayı da asırlarca aynı aletle yapmış. 






 Modern psikolojinin geldiği nokta, kişi; karşısındaki insana hiçbir şey yapmayıp, yalnızca onu dinlese dahi anlatan kişinin %50 oranında rahatlayacağını söylüyor. Modern insan, Babil Kulesi'nin yedinci katında hala. Üst üste koyulacak taşı, harcı, kumu birbirlerini anlayamadıkları için isteyemeyen Yahudiler gibi...  Kim ne söylerse söylesin, fi tarihinden günümüze anlatıla gelen, aslı astarı olmayan bir masal gibi dinliyor insanlar birbirlerini. 






 Sanki ne vardı birkaç cümlelik gam ve kederde, karıncaya yüklesek taşıyamam demezdi o cüssesiyle. Sanki ne vardı biraz kulak kabartmak, biraz yük hafifletmeye çalışmakta? 






 Anlamaya ve anlatmaya çalış. Anı değerli kılmaya...





 Mızrak ucuyla değil, harflerle, seslerle anlat kendini. Halkın içinde Hak'la olmak varken, ne işin var yedinci katta?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...