Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Daha Az Tanıdık Olana

  Daha Az Tanıdık Olana Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, ra ḳḳ a (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesid...

ŞEYH BABAM XXXIII.

 Varmak istediğin yerle yürüdüğün yolun birbiriyle olan irtibatsızlığını fark ettiğin an yoldan çıkmış olmuyorsun. Eh belki biraz, mış gibisinden...  Şeyh Babam, astrolojiye merak saldığı günlerde elinde gezdirdiği Ebû Ma'şer el-Belhî'nin     el Medhalü'l-kebîr ilâ 'ilmi ahkâmi'n-nücûm adlı eserinin tozunu aldığı bir gün başını kaldırıp gözlerimin ta içine bakarak şöyle sormuştu: "Kaybolduğum kadar yol buldum hayatta. Tarif edilen yolların hiçbiri benim yolum değildi zira ayaklarım her adımını tanıyarak basmamıştı o yollara. Oysa insan kaybolduğunda bütün adımlarını temkinli ve ürkek atar, budur öğreten. Biraz korku biraz ümit, Hakk Teâlâ'nın "sizi biraz korku ve açlıkla canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle sınayacağız." buyruğundaki hikmeti de buradan oku. Eksile eksile artabilir, kaybola kaybola bulabilirsin. Yürüdüğün yol, benim yolumsa, adımların neyin şahidi, hangi kaybolmuşluğunun, hangi kaybetmişliğinin?" Nerelerde aramıyorum ki kaybett...

ŞEYH BABAM XXXII.

En çok güvenmeyi istiyorum bu hayatta. Bir taş parçasına bile olsa güvenmeyi. İnsandan çoktan vazgeçtim... Yüzümü güneşe bile göstermeyi istemeyecek kadar hırçın zamanlarım olmadı diyemem. İsterdim elbet kendimi bir yaz sıcağında sere serpe sırt üstü denize uzanmış güneşin göz kapaklarımı aşmaya çalışırken gözümün gördüğü turuncu renkle merhabalaşmayı. Buna hiç vaktim olmadı. Kurtarmam gereken insanlar vardı, bir işe bile girip çalışamadım. Sersefil gezindur avanakasnak gibi. Kitap okudum çokça, kendimden başka herkesi ve her şeyi çok sevdim. Saçlarımı hep sıfıra vurdum takke taktığım yıllarda. Rasulullah dört kere gittiği umrede kazıtmış diye bir rivayet dolaşırdı, ilmi kitaplarla mukayyet saydığım medrese okuduğum dönemlerimde. Öyle kabullenmiş ve sürekli birbirimizin saçını kazır hâlde bulurduk birbirimizi.  Birbirimiz mi kim?  Hiç kız eli tutmamışken, zina ayetlerini en çok işiten, elalemin kirli paralarını temizlemek için verdikleri bağışlarla ilim talebesi olmaya çalışır...

ŞEYH BABAM XXXI

İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk.  "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....

ŞEYH BABAM XXX

 "Salihlerle beraber olun" ayetini iyi insanlarla beraber olmanın ötesinde bir muhtevaya sahip olarak anlamamın üzerinden hepi topu ne kadar zaman geçti bunu söylemeye lüzum yok. Bence lüzumlu olarak gördüğüm kısmı ve dahi ayetten anladığım ise şu anlamı da içerdiğiyle ilgili. "Yanındayken sulh üzere olduğunuz insanlarla beraber olun." Böyle de anlıyorum bu ayeti, detaylarını vermek gerekirse şöyle de; "Sizi sizden alıkoymayan, sizi germeyen, söyleyeceğiniz laflarınızı peşin bir hesapçılıkla anlamayan, sözlerinizin ardında ve altında başka bir niyet aramayan, ruhunuzu soğurmayan, mutluluğunuza engel olmayan, her haltı aşmış ve bilge rolleriyle sürekli akıl vermek üzere beklemeyen, dinlemeyi bilen, anlamaya meyilli, hisseden ve sizi dinledikten sonra yükünüzü hafifletme cehdi içinde olan, gamınızı gam sevincinizi sevinç bilen, ahiretiniz için en az sizin kadar titreyen, göz yaşlarınızı emanet bilen, bekârlığınızı bekârlık, gençliğinizi gençlik, yoksulluğunuzu yo...

ŞEYH BABAM XXIX

Şeyh Babamı diğer Hazretlerden(!) ayıran bir yanı olduğu için peşi sıra gittim. Yoksa satmışım anasını kime eyvallahım olmuş bu zamana kadar? O, nasıl desem, kendi çoluk çocuğu balerin, piyanist, barmenken müritlerinin çocuklarını zinhar devlet işlerinde çalışmamaları, kılı kırk yararak helal rızık kazanmalarının gerekliliğini hatırlatarak el yanında üç beş kuruşa bütün ömür tamahkâr bendeler olmaları gerektiğini salık veren hazretlerden değildi. Diyeceksiniz ki "E kimse kimsenin yükünü yüklenmez kardeşim, adamların çoluk çocuğu öyleyse ne suçları var yani? Nuh'un oğlu, Lut'un karısı, bunları nereye koyacaksın?", bunlara itiraz eden mi var? Gel gör ki bu hazretler(!) kendi çocuklarının yapıp etmelerini methederek ortamlarda anlatmaktan asla imtina etmeyip olur a es kaza ortamdaki gençlerden biri roman yazma düşüncem var diye bir bahis açsa, edebiyatın haramlığından dem vurmaktan, onların morallerini bozmaktan da geri durmayan kimselerdir. Gördüğüm, tanıdığım niceleri ...

Kaçış Mektupları 9

 Felç yalnız insanın elinin ayağının tutmayışı, yatağa mahkum hâle gelişi değil. Her insanın meflüç olduğu türlü duygu, düşünce, hareket durumları da söz konusu. Kimi duygularını dile getirme noktasında meflüç bir hâldeyken, kimi elinde şu kadar milyonluk bir parayla müteşebbis olma hususunda hareket kabiliyetini yitirmiş vaziyette ömürden gün tüketiyor. Kendime yazdığım bu mektupların bunca kişi tarafından okunmasının temel saiklerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Bir ben değilim dibi görünmeyen karanlığın debelenip duranı. Bir bizleriz...

Kaçış Mektupları 8

Bazı şeylerin yalınlığına ihtiyacım var. Derin çözümlemelere, ulvî istişarelere, çeşitli yönlerden açımlamaya, yorumlamaya değil. Sadece biraz kulak kesilerek hâlledebileceğim kadar yalın, sade, net, belirgin, iyi tanımlanmış bir hâlde insan üstü enerji harcamadan, kafa yormadan, ilk dinleyişimde hemen anlayabileceğim cümlelere. Bu yüzden nefret ettiğim sayılardan kurulu formüller dünyasına imrenmek durumundayım artık. 1+1=2'nin dünyasına. Çünkü bu zamana kadar 1+1'in 2 etmediği yerlerin inancıyla tükettim kendimi. Nostalghia'da Tarkovsky'nin; "Bir damla bir damla daha iki damla etmez daha büyük bir damla eder." sözüne rağbet etmemem gerektiğini ARTIK biliyorum. *** Zihnimde yüzlerce yazarla yürümenin, biraz kalem tutabilmenin, yalan söyleyememenin, iki yüzlülük yapamamanın dışında kendime dair çok da bir şey biriktirdim diyemem. Bunların hiçbirini biriktirmeyen insanların neyi nasıl harcadıklarına ilişkin aklımda ve kalbimde bitip tükenmek bilmeyen bir merakı...

Kaçış Mektupları 7

Mektupların başlığına takıldı gözüm. Neden kaçıyorum? Kaçacağım yerde kaçmış olduğum yerden daha munis karşılayacak bir dünya vaadi mi ağuşunu açarak karşılayacak beni? Hayır bunun böyle olmayacağını ben de biliyorum. Ama insanın olduğu yer olmak istediği yer değilse şâyet, kendisini nasıl ait hisseder herhangi bir yere? Zor bela kalacak bir konak yeri bulan yolcunun hâne sahibine ayıp etmemek için kıvrandığı bütün duyguların toplamıdır ruh hâlim. İnsana ızdırap veren de budur ötesi değil... Başkalarının hikâyelerine cümleler taşımaktan kendi hikâyemde birçok sayfa boş. İşin kötüsü hangi sayfaya neler eklemem gerektiğini şimdi hatırlamıyorum. Her yazmaya kalktığımda birbirinden kopuk onca cümle yığılıyor. Ben de siliyorum.

KAÇIŞ MEKTUPLARI 6

 Bir ben taşırsam kalkar bunca yük sandım. Sırtlandığım şey in ne olduğu, kimin için taşıdığım, pahasının ederi, ne kadar götüreceğim, kime teslim edeceğim aklımın ucundan geçecek olsa El Vesvasi'l Hannas'tandır deyip bir eûzü besmeleyle geçiştirdim hemen. Yolda gördüğüm herkesi Hızır sandım. Öyle olsun istedim, bir tanışıklık kurduysam bunun mutlaka hikmetli bir sebebi olmalıydı, hikmete beni râm edecek kişiyle bir arada olduğum tesellisi kuracağım bütün cümlelerimin cesaretini verdi bana. Konuşmalarımız esnasında en sıradan cümleye bile hikmet yüklü kuşlar gibi hassas davrandım da kulağıma konsun istedim. Öyle olmadı. Duyduğum hiçbir cümle Hızır'ın ağzından çıkmış olamazdı. Bir bundan emindim. Musa'ya hakikati öğreten Hızır beni niye yanıltsındı? Konuşulan her sözü bir ben dinlersem duyulur olur sandım. Benim için konuşmadıklarını, sadece kendilerini daha fazla VAR kılabilmek adına susmaksızın konuştuklarını aklıma bile getirmedim. Gökten bir el uzansın da şöyle bir s...

Kaçış Mektupları 5

Kendime dair bir şeyler yazmayalı epey olmuş. Yine zor günler yaşıyorum. Sanki kolayına göz açıp kapattığım günlerim çokmuş gibi. Bütün insanlığı kurtarmak gibi bir işin içine daha girmiş bulunmaktayım. Düştüğüm kuyunun dibinde neler olup bittiğini söylemeden kuyunun başında yukarıda bekleyenlerin sallandırdıkları kovaya, suyun içinde nelerin olup bittiğini belli etmeden, elimdeki süzgeçle ayıklıyor, temiz bir kova gönderiyorum. Suya kavuşanların mutluluğuna dair cümleler aşağıdaki Batuhan'ın kulağına gelmiyor değil. AMA BU MUTLULUKLARIN HİÇBİRİNİN BENİM MUTLULUĞUM OLMADIĞI DA BÜTÜN AÇIKLIĞIYLA BANA TEBEYYÜN EDİLMİŞ BİR HAKİKAT OLARAK ÖNÜMDE DURUYOR. İnsanın içinde bulunduğu koşulları değiştirmesinin her zaman bir yolu olduğuna dair inancım hâlâ kavi. Gel gör ki bazen takati bitmiş oluyor insanın. Harf yazacak iki parmağı yan yana gelmiyor.

Kaçış Mektupları 4

 Modern dram sanatının mütemmim cüzü olacak çapta bir anlatıdır hayatım. Başa sarıp sarıp izlediğim hatıralarım var. Üstelik her seferinde hatıramın bir başka yönüne odaklandığımdan tekrara düşmüş gibi de hissetmiyorum kendimi. Bir sinema eleştirmeni gelse de yorum yapmaya kalksa kalemini yazısının henüz ilk cümlesinde kırar. Nedenini ona sor. Meflüç bir hâldeyim. İrademin tamamen elimden alındığı bir hayatın nefes alıp vermelerine yaşamak adı koyuyorum şu sıralar. Uyumaya, sabah namazı için uyandıktan sonra tekrar uykuya dalmaya kıvrım kıvrım kıvranıyorum. Saçlarım çok dökülüyor şu sıralar. Hiç susmadan o kadar çok konuşuyorum ki iç sesimle aynı şeyleri, birisine bir cümle kuracağım zaman bir ikisinin ardından sus düşüyorum. Yoruluyorum hemen. Batuhan ŞUORUÇ.

Montag Kitap Okur Firavun’u İtfaiye Hortumuyla Döverse Musa da Seni Özgür Kılar

  Montag Kitap Okur Firavun’u İtfaiye Hortumuyla Döverse Musa da Seni Özgür Kılar                                                                                            “Ve ancak yaşamın                                                      tehlikeye atılması iledir ki özgürlük kazanıl...

Kaçış Mektupları 3.

Bir sevgi dilencisi olduğumun farkına senelerce düşünüp de varmış değilim. Kendi olmak kitabımı okurken dinlediğim konferanslardan birinde ilgi ağıma takılan mevzulardan birisi bir sevgi dilencisi olup olmadığımdı. İçine düştüğüm acınası hâllerim olmadı diyemem. Bütün bir dünya sevse beni, bilmem kaç milyon hediye alsalar, her istediğim olsa, herkesin beni sevmesinden, her istediğim hediyeye kavuşmamdan ve her istediğimin olmasından müthiş bir rahatsızlık duyarım. Gidip sığınacak bir acı bulmam gerektiğini hissederim hemen. Ağlayacağım bir kuytu aramakla geçer ömrüm. Bütün dünya yıkılsa ve bir ben kalsam ne değişir hayatımda? Mevcut hâlimde bütün dünya ayakta ve bir ben yıkıldığıma göre değişen çok da bir şey olmaz. Yerimin kafirlerin, nezaketsizlerin, hissizlerin, zalimlerin, fasıkların, facirlerin yanı olmadığını bileli çok uzun zaman oldu. Gel gör ki yerimi yanları kılmaya azm ü cehd ettiğim nice âlimlerin, sâlihlerin, nâziklerin, fâzılların en ufak bir hatalarında okyanuslar geçeri...

Kaçış Mektupları 2.

 Bir haymatlos olduğumu dün Ümmühan Ablamdan öğrendim. Tevfik Fikret gibi vatanım rûy-ı zemin milletim nev-i beşer herzesine kulak kabartacak kadar haymatlos gibi hissediyor muyum? Ne bileyim ben! İnsanın korka korka atamadığı adımları yüzünden gün gelip de yürümek zorunda olduğu koca bir yolu olduğunu fark etmesiyle beraber kendisini oturmaya adadığını gerek kendi nefsimde gerek etrafımdaki insanlarda çok müşahede ettim. Yağan bütün kara, bütün kurşuna rağmen olduğu yerden ayrılma iradesi gösteremeyen siperdeki bir asker gibiyim. Atacak tek kurşunum yok yiyecek zibilyon kurşun var ve benim çakılı kaldığım yerden ayrılmaya dair herhangi bir eyleme geçme takatimin olmayışı Oblamovluk'una teslim olmamışım da ellerim kollarım bağlı bir biçimde bu hâle teslim edilmişim gibi hissediyorum. Dünyanın hemen her bir yanından yazıp çizen insanların yazıp çizdiklerini okudukça Allah'ın, insana beyanı öğrettiğini söylediği ayeti tefekkür etmemek mümkün mü? Her biri dünyayı bir paçasından tu...

Kaçış Mektupları 1.

 Yazı tura attım ve tura geldi. O hâlde yazmaktan başka çarem kalmıyor demektir. İnsanın aklına her geleni yapmasındansa biraz düşünüp duruma göre hareket etmesi gerektiğine ilişkin bir yığın telkinlerde bulunan zevâtın dilinden düşüremedikleri nasihatlara kulak kabartmaktansa yanlışa da varsa bildiği yolda yürümeye devam edip etmemesi gerektiğinin her zaman bir soru işareti olarak kalmasının önüne geçebilecek herhangi bir durum olup olmadığının ayırdına varması gereken kişinin ne denli ötekiler olduğuyla ilgili aklımın erdiği ilk yıllardan beri düşünmüyorum diyemem. Çünkü düşünebilmek, göz yaşının değil, söz yaşının fiilidir. Sahici hiçbir sözü yaş bırakmayan insanların dünyası burası. Her şeyi kurutanların. Bugüne kadar bütün yazdıklarımda muhataplarımın seviyesini gözetme mecburiyetim oldu. Çevremde para yerine biriktirdiğim insanlarla (ki hiçbirini ben harcamadım hepsi harcanıp gitti) kurabileceğim diyalogların seviyesini her zaman düşürmek gibi bir ızdırabın beni boğduğunu far...

ŞEYH BABAM XXVIII.

 İnsanın eğri büğrü bir yer tuttuğu dünyada birine bir şeyleri açıklayamamanın ızdırabını çokça çektiğini hep aynı yol üzerinde modern bir sisifos olarak gidip gelen şoför bıkkınlığını kadar yaşadım. Bazen olmaz. İster yırtık yakalı bir gömlek giy. İster yalnız rengi kreme çalmış bir fanila. Bütün vücudun çürümüştür. Bot, sandalet ya da terlik ne fark eder? Çürümüş bir et yığınını getirip götürmekten başka yapıp ettiğin ne vardır ki? Benden hikmetli sözler sadır olsun diye nice dualar ettim. Bütün hamdler Allah'a mahsustur. Sözümün hepsi malayaniye denk düştü diyemem zira Hak'tan korkarım ve bunu salih bir mümin olmanın en başat unsuru sayarım. Sadece geldiğim bu noktada ruhumun iyiliklerini o kadar içip bitirdim, düşüncelerim o kadar hastalandı ve hafızam o kadar zayıfladı ki bana benden sorulsa "Hiçim!" cevabı ağzımdan çıkarsa adımı şükredicilerden yazdıracağıma dair herhangi bir kuşkuyu sineme yük etmiyorum. Si Je Vis. Ölüm korkusu olduğu iddia edilen Tolstoy'u...

Nefes

Ben cenkte cidal ederken geldiğim yerde her şey yerli yerince duracaktı. Yaş aldığımı, zamanla herkesi biraz biraz unuttuğumu, dolapta bıraktığım elbiseleri albenili olarak bulamayacağımı, annemin saçlarının ağardığını, cenkte yanımda olan insanların gözünde bir hiç mesabesinde olduğumu aklımın ucundan bile geçirmedim. Öyle saydım ki, ben tüfenk tutuşturulan ellerimle göğe de dua etmeyi unutmadıkça umduğum her şeye nail olmak saadeti beni mutmain kılmaya yetecekti.  Ayağıma es kaza geçirdiğim çarıklarımın tabanımı çakıldan taştan biraz olsun koruyacağı vehmiyle geri dönerken hiçbir şeyi bıraktığım gibi bulmamanın ızdırabını çekiyorum. Sırf bu sebeple bana sorulan "nasılsın?" sorusuna hiçbir zaman cevap vermedim. Ve yine bu sebeple Batuhan, Ebubekir ya da Mânsûr her kim oldumsa girdiğim bütün harplerden küskün döndüğüm günler çetelesini yırtıp atarak, sulhe dönüyorum. Sulhe yani hiç bilmediğim bir yere ve fakat en çok bildiklerimle.

ŞEYH BABAM XXVII.

Bütün gün kustum ve bunun mide bulantımla hiçbir ilgisi yok. Aynada yüzümü gördüm. Olup bitenlerin bütün sebebi kendi yüzünse şayet, tükürecek bir yüz bile bulamıyor yalnız aynaya püskürmekle kalıyorsun. Dua ettim, çokça. İnsan duayı en çok duyulmak istediğinde eder. Neyse yaşadığı, asıl duyması gerekenin duymasını ister. Tekke de hapishaneydi benim için burası da. İnsanın ötelerden gelip tekrar ötelere gideceğini şuradan anla ki BURASI ORASI değil. Gittiğin hiçbir yer aradığın yer değil. Tanıdığın hiç kimse tanımak istediğin kişi değil. Yediğin hiçbir şey yemek istediğin şey değil. BURASI ORASI değil. Buluta bir ben yük olurum. Sırtıma aldığım yüke bile yük olmanın sancısıyla dolup taşar kalbim her seferinde. İncitmeyeyim dediğim her ne varsa "çıt" diye kırılır dokunmamla birlik. Peygamberlerin bütün mücadelelerinden bana yalnız hüzün kaldı. Oysa başkaldırıyı, iman etmeyi, muzaffer olmayı, kavmime her fırsatta tebliğ etme hassasiyetini pür dikkat yerine getirmeyi, tağutlarla...

ŞEYH BABAM XXVI.

Bazı insanlar vardır, iyi ya da kötü olmaları bir yana yanlarında oldukça ruhunuzun soğurulduğunu hissedersiniz. Ne çok insan tanıdım böyle Şeyh Babam'ın huzuruna gelen. O herkesi ama herkesi dinler, dertlerine koşuşturur, kır saçları, Kazakistan'dan hediye gelen hırkası, eh bazen de bilmem kaç on yıllık siyah ceketiyle bir şeyleri kaldırıp götürürdü. Çay içip masalara boş bardaklarını bırakanların artıklarını toplar, tekkenin bulaşıklarını yıkar, biraz fazla hürmet göstermeye kalktığımda "Otur aşa!" diye kestirip atar ve bana sık sık "Ulan ne adamsın!", "Pis herif!" 'takılma'larında bulunur ve gülerdi(k).  Bir keresinde "Şeyh Babam'ın yerinde olsam şu heriflerden bir tanesini adam yerine koymam." diyesi oldum. "O zaman da ortada bir tane bile adam kalmıyor." dedi. Haklıydı. Kaç insanın canını cehennemden satın alsa kendi kurtuluşuna vesile saydığını en azından ben biliyordum. Canımı en çok yakan da bu bilgiydi.