Bismillâhirrahmânirrahim
Resûl Aleyhisselâmın hicretinden 1440 yıl sonra Torun Korkut derler Dede Korkut soyundan bir er ortaya çıktı.
Bütün bir Oğuz kavmi her ne iş olsa dedesine akıl danışır, yol yordam öğrenirdi.
Çoban sırtındaki kepeneği, çiftçi ekeceği tohumu, erler hangi muskayı zırh niyetine takacaklarını,hanlar savaşta düşmana yapılacak muameleyi hep dedesine sorardı.
Torun Korkut akıl vermek nedir, gönülden konuşmak nedir bilmez fakat omuzuna yanlamasına astığı çantasında hep yara bantları taşır.
Onun cürmü küçük yaralara merhem olmaktan öteye geçemez, bunu bilir. Şansını bu sebepten fazla zorlamaz.
Ne atlarınızı eyerleyin, kılıçları kuşanın, handan buyruk gelir gelmez harekete geçilecek, diye avazının çıktığınca, nefesinin yettiğince meydanlarda dolaşıp halka münâdilik edebilir, ne de münâdiye kulak kesilebilecek bir vasfı vardır.
Bilir bunu...
Başını çıkartmaya korktuğu dünyada bir vakit yaşayan, şimdi esâmesi dahi okunmayan insanları arar. Bir yerlerde hala kaldılarsa ve varsa ufak tefek sıyrıkları, iki ucu yapışkanlı,ortası ilâçlı yara bantlarını hiç tereddüt etmeden onlara vermeyi umar.
Birde söylenir durur...
Heyhât! dedemin sözleri artık mâzide kaldı. Ardımızda nice öğüt bıraktık.
Bu sebepten günde beş öğün, öğüte öğüte tüketiyorlar nemiz kaldıysa...
Kürdanları... kemiklerimiz.
Dedesine özenir fakat söyledikleri hep küçük şeylerdir. Yinede içinde ukde kalmasın,derdine dert katlanmasın deyu bir zaman dediklerini o cesaret edemese de biz onun adına aktaralım.
İnsanın hissi kadar hissesi vardır...
Torun Korkut söyledi:
Şehirde, civcivlerini küçük ayakkabı kutularında büyütmeyi maharet sayan çocuklar artık yok. Halbuki biz onların büyüyünce ne olacaklarını civcivlerini toprağa mı çöp torbasına mı koyduklarından anlıyorduk. Dindar olup olmayacaklarını toprağı avuçlarıyla okşaya okşaya okudukları Subhânekelerden...
Murada maksuda ermeleri nasip olmaya başa ne geldiyse bize büyüdüklerinde çöp torbası satanlardan gelir oldu.
Kâdir Mevlâ'm, kayırsın bizi... Toprakla aramızı iyi tutsun, topraktakilerle...
Hanım hey!
İnsanın bitip tükenmek bilmeyen harcadıkça çoğalan bir yalnızlığının olduğunu çok küçükken fark ettim. Kızarmayan nice surata bakmak durumunda kalıyor insan, yalnız kalmanın korkusuyla. Sağım solum önüm arkam YALNIZLIK. Bu sebeple gözümü yumduğum bütün saklambaç oyunlarında elma dersem çıkacak olanla armut dersem çıkmayacak olanın aynı şey olduğunu bildiğimden yumulu gözlerimi hiç açmak istemezdim. Bütün oyunlar etrafımda kendilerini saklayan insanların hiç gün yüzüne çıkmamalarıyla son bulurdu. Eh ben de zor açardım gözlerimi. Onca yumduktan sonra... Bir yâr eli tuttuğunda bitecek dertlerinin olduğu vehmine sıkı sıkı sarılıyor insan. Oysa bir gün sıkı sıkıya sarıldığın her şeyi bıraktığında kendi ellerinle neler yapabileceğini de anlıyorsun. Bir gün İsmet Özel'le baş başa konuşuyorduk. "Otuzumdayım ve çok zor dayanıyorum. Siz sekseninize geldiniz, bana bir şeyler söyleyin, nasıl dayandınız?" dedim ağlamaklı, yalvarırcasına. "Belki de ben şanslıydım. Şiir vardı....
Yorumlar
Yorum Gönder