''Vaktin hakkını idrak eden kimse'' diyor Üstad Hasan el-Bennâ, ''hayatının anlamını da idrak etmiştir. Çünkü vakit hayat demektir.''
Yukarıdaki sözü Kıymetü'z Zaman Inde'l Ûlemâ( İslâm Âlimlerinin Gözüyle Zamanın Kıymeti) eserinde, Merhum Abdülfettâh Ebû Gudde, aktarıyor.
Tasavvuf ehlinin sıklıkla değindikleri bir kavramdır, İbnu'l Vakt...
Vaktin çocuğu... Dahası anın çocuğu, geçmiş ve gelecek onu bağlamaz, bağlanmaz oralara...
İçerisinde bulunduğu anı en iyi idrak etmenin derdindedir o, her anını şuurlu bir şekilde hissetmenin.
Nihayetinde... Ebu'l Vakt/ Vaktin babası... Geçmişle, şimdiyle ve gelecekle ilgilenir bu mertebede olanlar...
Zaman olgusunun insanların içerisinde bulunduğu durumları göz ardı etmeden, öyle ya hastanın birinin bir saatiyle, sevdiği bir işle meşgul olan birinin, altmış senelik eşini toprağa gömdükten sonra ıssız evine geri dönen bir ihtiyarın bir saati elbette aynı değildir.
Ne diyordu şâirimiz Bosnalı Sâbit;
''Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir,
Mübtelâyı gama sor kim geceler kaç sa'at.''
''En uzun geceyi takvim yapanlar ve yıldız ilmiyle uğraşanlar ne bilsin! Âşk yüzünden gam müptelâsı olmuşa sorun ki geceler kaç saattir.''
Bu yazımızda zaman olgusu üzerinde durmaktan ziyâde, zaman idrâki üzerinde durmaya çalışacağız.
İş bu kitaplarımıza sıkışıp kalan kavramlar bugünün dindar bilincine neler söyler konusuna...
Modernizm kaşığıyla bize yedirilen nanelerden, her yıl modası geçtiği için değiştirmek zorunda(!) olduğumuz kılık kıyafetlere...
Ruhumuz bile duymazken üzerinde oturduğumuz sediri altımızdan çekip alanlara...
Göz bebeklerimizin akına göz koyup geleceğe bakma imkânını elimizden alanlara, tatili nerede yapmamız gerektiğini porselen tabaklarla önümüze sunanlara...
Neleri yememiz gerektiğinden nelerin midemizi kaldıracağına, lafı niye uzatalım, kısacası ensemizde boza pişirmeye kalkanların yaptıkları işlere bir anlam yükleme eylemidir... İbnu'l vakt...
Peki ya Ebu'l Vakt ? Vaktin Babası olmak bu işlerin neresine düşer ?
''Gavurun ekmeğini yiyen, gavurun kılıcını çalar(sallar.)''
Atasözümüz öğretir bunu bize...
Vaktin babası olmak; geçmişte,şimdi ve gelecekte hangi ekmeği yersek karnımızın ağrıyacağını bilmektir.
Göbek bağımızı kimin hangi toprağın altına gömdüğünü bilmek. Bizim çocuklarımızın göbek bağlarını nereye gömeceğimizi/gömmeyeceğimizi bilmektir.
Vatan topraklarımıza, kimlerin ölmek üzere olan Afrikalı çocuğun bir deri bir kemik kalmış vücuduna göz diken kartal gibi beklediklerini önceden sezmektir.
Edebiyatta,sinemada,siyasette,tarımda,sanayide,savunmada... her zaman en iyi seviyede olmamız gerektiğinin ayırdına varmaktır.
Kimlerin kavramlarıyla kendi zihin dünyamızı kurduğumuzu fark etmemizdir.
Hey on beşli on beşli türküsüyle, göbek atmamayı...
''Çıktım erik dalına/anda yedim üzümü/bostan ıssı kakıyup/ der ne yersin kozumu'' diyen Yunus Emre derinliğinden vazgeçip, erik dalı gevrektir sözleriyle Cabanapo Kâbilesi'nin üyeleri gibi eğlenmemeyi(!) telkin eder bizlere Vaktin Babası olmak.
Allah önce İbnu'l Vakt olmayı ve nihâyetinde Ebu'l Vakt
olmayı yani önce yumağı bulmayı ve sonra çözmeyi cümle taliplilere nasip etsin.
Vakit... yani hayat...
Ne diyordu yazımızın başında Üstâd Hasan el Bennâ; ''çünkü vakit hayat demektir.''
Yorumlar
Yorum Gönder