''Şairlerin rüzgârı beklemekten başka çareleri yok galiba. İkiyüzlü okuyucunun da beklemesi gerek rüzgârı.'' der Şiir Okuma Kılavuzu'nda İsmet ÖZEL ve devam eder; ''Çünkü sanat, bilhassa şiir hoşumuza giden bir şey değildir, boşumuza gelen bir şeydir.''
Sanat dallarını edebiyattan musikiye, tiyatrodan mimarlığa, resimden dansa; geleneksel sınıflandırmadan çağdaş sınıflandırmaya değin uzun uzadıya saymak mümkün...
Bu yazıda haşır neşir olduğum günden bugüne güneşli havada ne zaman bir gölge arayacak olsam hiç yüksünmeden bana ağuşunu açan edebiyat hakkında bir şeyler yazmak istiyorum.
Emri kendime yine kendim vererek...
Edebiyat kelimesinin öztürkçe kelime karşılığı gökçeyazın...
Eşitlik Hâl Eki olan (ce)nin kelimeye kattığı anlamlardan biri birliktelik ve beraberliktir.
O halde hiç çekinmeden kelimenin bize telkin ettiği şeyi ''göğe dair olan'' diye anlamamızda bir beis şöyle telaffuz etmemizde bir mugalata yok. Gök-çe yazı(n) gök ile irtibatlı...
Elbette kelimeye bu anlamı katabilmek için Türklerin, Gök Tengri inancını göz önünde bulundurmayı ihmal etmemek gerek...
Yalnızca dilimizde değil diğer dillere de bakıldığında anlatıya dayalı olan alanlara bu mananın yüklendiğini görmemiz mümkün.
İngilizce'deki story(hikâye), historia(tarih) kelimeleri star(yıldız) kelimesinden türüyor gökte olan bir cisme verilen adla aynı kökten...
Kur'ân-ı Kerim'de müşriklerin Allah Rasûlü'nden ayet-i kerimeleri işittikleri vakit bunlar öncekilerin söylediği hikâyeler... manasına gelen ''Esâtîru'l Evvelin'...' ifadesindeki esâtir(hikâye) kelimesi de öyle.
Star; gökyüzünü örten, gökyüzünü kaplayan...
İnsanlar anlatmaya değer ne varsa yahut anlatıldığında dinleyen kişiye değer katacak ne varsa onun bu dünyaya ait olamayacağına inanıp göksel olanla, ötede olanla irtibatlandırmışlardır.
Yazının başında İsmet ÖZEL'in sanatın, bilhassa şiirin hoşumuza giden bir şey değil boşumuza gelen bir şeydir ifadesine dayanarak edebiyatın insan menfaatine yaptığı işin boşumuzu/boşluğumuzu doldurmak olduğunu söylemekten niçin imtina edeyim.
Dahası edebiyat yalnız bunun için vardır.
Midemizdeki boşluğu hissettiğimiz an hakikât aşıdır bu, doyana kadar iç deyu yol gösterenlerin önümüze koydukları bir tabak suyu çatallamayı doymamıza bir vesile olur hevesiyle boş boş ağzımıza götürmemizin yanı sıra edebi bir kenara atmayan edebiyat, hakikâti avuçlarımızla içme yolunda bizlere seve seve refakat etmekten asırlardır hiç çekinmemiştir.
Refakatçi olmak vasfını bile isteye yüklüyorum edebiyata.
Gökten indirildiğine inandığımız kitâpla, göğe baktıkça hatırlanan ötelerle bağımızı kurdukça iyileşeceğimizi bize sık sık telkin ederek durur yanıbaşımızda edebiyat...
Bize dayatılan bütün sahteliklerden yatağa düşen hasta ruhumuz iyileşinceye yani hakikâte ulaşıncaya kadar bekleyecek yoldaşımız olduğuna bizi cân u gönülden ikna ederek bekler...
Meselenin düğümlendiği noktalar şunlar:
- Hasta olduğumuzu kabul ediyor muyuz ?
- (İlk soruya evet denildiği taktirde) iyileşmek istiyor muyuz ?
Yorumlar
Yorum Gönder