Tekkenin bahçesindeydik. Kiraz ağaçları, hüzmelerini alnımızın ortasına saçıp savuran sapsarışın bir güneş, tenimizi okşayan bir rüzgâr ki sorma gitsin tüylerim diken dikendi. Hiç olacak yeri değildi a Şeyh Babam eliyle beni işaret etti. Gittim. "Bir şeyler anlatmanı istiyorum." dedi. Cuma mı bugün, camii mi burası sorularına gerek kalmadan, "Az kaldı." dedi. "Canıma minnet." demedim. Aşağıdaki satırları aktardım dervişâna. Nasıl da doluydum o gün: "Kadınlar, eşlerinin yeni aldıkları aldıkları zinetlerini diğer kadınlara bir üstünlük niyetiyle takıp takıştırarak meclislerimizde bulunmasınlar. Haset etmek kötüyse haset ateşini harlamanın hükmünü kendiniz verin. Hristiyan âdeti gelinlik zamazingosunu (birkaç saatlik giyip ömür boyu sandığa kaldıracakları bir kıyafete ne denir bilemedim) giymenizin fetvasını yüz dört kitaptan birinde çıkarıp getirmediğiniz müddetçe yasaklıyorum. Felsefe okumayan kızlara saygım yok. (Erkeklere varmış gibi.) Etimoloji, sos...