Elinde, avucunda ne varsa hepsini hüznüne borçlu insan. Hüznüne yani sinesinde biriktirdiği bir yığın acıya.Hüznüne yani göğsünü siper edip her birini karşılayabileceğine inandığı kurşundan ağır cümlelere.Göğsünü lime lime eden yaralara...Yendiklerinden çok yenildiklerine borçlu insan.İnsan hep borçlu ve yalnız acılarından alacaklı bu hayatta.''Al gülüm kızıl elma, bana yalnız zehri kalsın.'' diyor adeta, hüzne dair ne varsa. Yalpalaya yalpalaya bir yere kadar geliyor insan.''İşte bütün küfü, işte bütün küfrüyle bana kucak açıyor, bilmem kaç kocadan arta kalan dünya.Bakışlarıyla kazurat saçan masal devleri ne kadar masum şu gördüklerimin yanında?'' cümlelerini kurup, şaşkınlığını ve aklına takılan soruları dile getirmeden de duramıyor. Sahi düştük mü Sartre? Heidegger fırlatıldığımızdan emin.Bir aşk uğruna kuralları çiğneyip, ilelebet kuyuya baş aşağı sarkıtılan sihir mürebbisi melekler; ''Dünya neydi ki içindekiler ne olsun!'' demeye ...