Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Senin Sesin.

 Yaktım bütün gemileri  tam on iki bin kişisizimSırtı gökten, gözü yerden  başka bir şey görmeyen bütün karıncaları tepe taklak ettim. Gösterdim neymiş gökyüzü. Yamru yumru yollar yürüdüm. Sallanırdı başım yürürken annemin omzunda. Karar kıldım, haber saldım, Karar saldım, haber kıldım Başka mısrada ara şairlik dediğini  hem Turgenyev, Nekrasov'a: "Şiir, onun dizelerinde bir gece bile kalmamıştır." dediğinde gıkını çıkarma, hem de bana: "Duygu yüklü vagonlara, nedir bunca ray!" diye sitem et. Bırak canının yakasını, ille de cehenneme gitmesin. Söyle şimdi vagonlara, bu omzumdaki yük desin, Raya sığmaz, gövde üstünde baş bırakmaz, yar avutmaz, kuş uçurtmaz; -Senin sesin. -Senin sesin.

Bir ıs/ın bedeli nedir bu üç günlük dünyada?

 Yoluna kurban olduğum. Önce ıs/sızlığı öğrendi. Yoluna kurban olduğum. Önce ıs/sızlığı öğretti. Is/sızlığı, yani sahipsizliği. Is/sızlığı, yani kapısızlığı...                                                                      Bir Nazi Subayı yağmaladıkları köyde karşılaştığı ihtiyarla eğlenmek ister. Bir soru sorar ihtiyara, eğer bilirse canını bağışlayacaktır. ''İhtiyar'' der, ''gözlerimden biri cam, bir diğeri gerçek, hangisi bana aittir bilirsen, canını bağışlayacağım.'' İhtiyar, subayın yüzüne iyice baktıktan sonra verir şöyle verir cevabını ''Sol taraftaki gözün sana ait, sağ taraftaki cam.'' kahkaha atar subay, bilemediğini söyleyerek, alaylı bir şekilde sorar '' İyi ama nasıl fark edemedin hangisinin cam, hangisinin gerçek olduğunu?" ihtiyar bir süre düşündükten sonra cevap verir: ''O daha insan gibi...

Al gülüm kızıl elma, bana yalnız zehri kalsın.

 Elinde, avucunda ne varsa hepsini hüznüne borçlu insan. Hüznüne yani sinesinde biriktirdiği bir yığın acıya.Hüznüne yani göğsünü siper edip her birini karşılayabileceğine inandığı kurşundan ağır cümlelere.Göğsünü lime lime eden yaralara...Yendiklerinden çok yenildiklerine borçlu insan.İnsan hep borçlu ve yalnız acılarından alacaklı bu hayatta.''Al gülüm kızıl elma, bana yalnız zehri kalsın.'' diyor adeta, hüzne dair ne varsa.  Yalpalaya yalpalaya bir yere kadar geliyor insan.''İşte bütün küfü, işte bütün küfrüyle bana kucak açıyor, bilmem kaç kocadan arta kalan dünya.Bakışlarıyla kazurat saçan masal devleri ne kadar masum şu gördüklerimin yanında?'' cümlelerini kurup, şaşkınlığını ve aklına takılan soruları dile getirmeden de duramıyor.  Sahi düştük mü Sartre? Heidegger fırlatıldığımızdan emin.Bir aşk uğruna kuralları çiğneyip, ilelebet kuyuya baş aşağı sarkıtılan sihir mürebbisi melekler; ''Dünya neydi ki içindekiler ne olsun!'' demeye ...

Vakit Geldi

Vakit geldi. Tayyareler piramitlerin tepesinde uçuyor artık Saçı makasla eğri büğrü kırpılmış çocuklar Çağlar açıp çağlar kapattıkları tablolarda görülen Çamurlu suların bulaştığı baldırlarıyla yürüdükleri yollarda yüzü yarım, yüzü sahte, yüzü kevgire dönmüş muzaffer komutanların adlarını sayıklıyorlar Peltek ağızlarıyla. Bir acı dolduruyor, ki güneşimdi başlıyor yakmaya. Sağdan soldan suç devşirip üzerine solgun yüzlü yosmaların günahlı cümlelerine hırpani bakışlar fırlatıyor Tufeylî bir genç. Vakit geldi. Sulacı yüze, göze diş kana göz söz, önce vardı şimdi yok. Şehre şık, şehre köhne şehre yaraşmayan yüzlerle on bozuk paralık insanları dolduruyor köprüler dolduruyor köpekler ağız dolusu havayı ciğerlerine öylece havlıyor akşam ezanını duyar duymaz Vakit geldi. Ve bir çağ daha kapanıyor benim ölümümle. Adımı çocuklar sayıklayacak, gülen yüzleriyle. Kıvırcılayın çayı cala budalanın üstüne Gözler de öyle artık, anlamsız. Soldurmuşlar çiçekleri anlamsız.

Yalan

Gecenin en karanlık vaktindeyim Odadaki ışıltılı avizenin aydınlattığı kadar Gözümün gördüğü dünya Bir de göremediklerim varmış Mesela; Yalanmış şairlerin anlattıkları Yalanmış aydınların kitapları Falanca bilim adamının keşfi, Mars’ta, Afrika’da suyu bulamayan Batı’nın su bulduğu yalanmış Kadınların ve çocukların Gözlerinden kurak topraklara Damla damla düşen suları görmedikleri Yalan... Farkına vardığım da Bir Nijerli ile göz gözeydim. Suriyeli ile sohbet ediyor Etiyopyalının sakallarını ıslatan Gözyaşlarına şahit oluyor Bir Bosnalıyla namaz kılıyordum. İşin tek doğrusu, Kanı dökülen mazlumlarken Kansızlaşan zalimlermiş.

Benim adım Raskolnikov adamım.

Hayat kötü ve huysuz tefeci kadın Benim adım Raskolnikov adamım. Hayır hayır, bu kadar aptalca bir giriş yapmamalıyım. Banane tefecilerden, bankalar varken rujlu dudak, köseli kunduralar welcomelar, kahkahalar Banane ulan ben babamın değil annemin oğluyum Aman oğlum kimsenin işiyle işin yok. Yolda kervanlar, yolda sokak köpekleri Yolda çiçekleri çalınmış mezarlar Parti flamaları, kitleye makineyle şişirilmiş balonlar Mutlu çocuk, mutlu gömlek, mutlu balonlar Bence hayat insanın insana acımadığı cümlelerle her gün yeniden kuruluyor Bir ülkede geçiyordu olay, bir şarkıcı için bedelli askerlik çıkartıyorlardı Bugün içmediğim halde bir paket sigara aldım. Dursun bir yerde fetvalar değişirse belki bir gün içerim. Kış günü ağzımdan çıkardığım sıcak nefesim de rahat eder. Fakir Orhan, Şair Veli. Kanıksadım gidenleri Yeri gelmişken bak söyleyeyim; Geçen beni işlerken gördüğün günahımdan da tevbe ettim. Keşke yeri gelse, keşke geri gelsen.

Dücane Cündioğlu Konferans Notları

2 Ekim'de Dücane Cündioğlu'nun İstanbul Kongre Merkezi'nde verdiği konferanstan bana kalanlar... *İnsan ne değildir? -Çocuk değildir. -Köle değildir. -Kadın değildir.(Zeus insanı ateşi çaldığı için cezalandırmak ister ve kadını yaratır.) -Vahşi değildir. -Barbar değildir. -Tanrı değildir. -Melek değildir. *İnsanı hayvandan ayıran en büyük iki özelliği vardır; biri el ve diğeri beyin. *İş bölümü varsa sömürü başlamış demektir. *İnsan toplumsallığı, yöneten ve yönetilen çelişkisiyle ortaya çıkmıştır. *Dağlı uluslar devlet kuramazlar. Özgürlüklerine düşkündürler bu sebeple silahlarını ve oklarını daima yanlarında taşırlar. Dağlı uluslar cezalarını kendileri verir. *Bir kusur Tanrı'ya karşı olursa günah, topluma karşı olursa ayıptır. *İran'da Kerbela töreninde kanı akmayana kız vermezler. (Bizde askere gitmeyene kız verilmezle aynı mantık.) *Bireyselleşme ileri toplumlarda ön plana çıkar. *Dürüstlük insana iki şey kazandırır; kolay incinir olma ve kaba olma. *Hiç kimse ...

Topal Atlara Bindik Hepimiz.

 Topal atlara bindik hepimiz. Ardımızca havaya bulanan toprak Rahme ağır gelen ceninden daha sıkı sarılıyordu hayata. Korkak ellerin rıhtımında serseri bir dalga bile değildik. Kusurlu cümlelerin aralarında yerimiz anlamsız kelimeler olarak saptandı. Halatları düğümleyen bileklerimiz, kalem tutunca kanardı. Öyle bir hayata göz açtık ve böyle öldük çoğumuz. Küflü bir ilaç değince dudağımıza yüreğimiz çarpardı. Cesur bir şifa dolaşırdı damarlarımızda. Topal atlara bindik hepimiz. Ardımızca havaya bulanan toprak Ölü bedenlerimize dudak burkardı. Böyle bilip inandık ve böyle kandık çoğumuz, Bir umudun sır dolu yanaklarına. 

İntifada

İntifada (Ayaklanma) Ağla! hudutlarını insanların yapay çizgilerinin belirlemediği gönül ülkemin vatandaşı olan kardeşim, Biriktir gözyaşlarını mozaik camdan ve desenli ince küçük bir tüp şişenin içerisinde Terle! uzattığımda sırtına ıslansın elim. Ayağa kalk! bas toprağa öyle sert vur ki yere çatlasın toprak. ve çıksın yeryüzüne zulme sessiz kalanların çığlıkları ve tırmalasın kulakları. Uyuma! düşman ilan edelim göz kapaklarımızı Uyumayalım, ne olur. Birisi Ramallah’tan başlasın bağırmaya Diğeri İslamabad’tan atsın ilk taşı. Öteki Kahire’den kaldırsın elini ve eller izlesin birbirini Şam’dan Bağdat’tan Kabil’den Doğu Türkistan’dan… Kaldır başını ve haykır kısılana duyulmayana dek sesin… Takip edin, yalvarırım takip edin. Direnmek; en hür eylem. İnanç; tüm güç kaynağımız. Ve sen; sahte putların, yapay ilahların, kabloların ve makinaların önünde iki büklüm duran alçak! Ve sen; gözü olup görmeyen kulağı olup duymayan… Perde çekili gözünde dünyanın tüm pisliklerinin biriktiği ve damladığ...

Islak.Kocaman.Gözler.

Islak.Kocaman.Gözler. Umarsız bir piç olmadığını göster onlara. Günün hangi vakti dallarına su taşıyorsa kökler, sen de o vakitler bir nutuk çek sağırlara. Islak.Kocaman.Gözler. Ölü bir cüsse bırak toprağa. Bırak seni o emzirsin. Islak.Kocaman.Gözler. Bir ıslık çıksın dudaklarından, Bütün bu olup bitenlere küfreden bir ıslık. Bir bodrum katında yaşa artık. Gömüleceğin toprağın bile altında olsun. Islak.Kocaman.Gözler. Bu günün sabahında değil belki. Fakat akşamında unutulursun. Kimliğin, ayakkabın ve cüzdanın. Devir teslim törenleri Kanlı dosyalar Haram paran, hayallerin. Bir duruşma esnasında çığlık atan kadınlar. Anlamı olmayan bütün şiirler unutulsun. Islak.Kocaman.Gözler. Kan yağınca toprağa Bir hiç uğruna öldüğünü göster onlara Top,tüfek,mermi,barut. Umut. Bir piçin som altından pişirilmiş ekmeği. Yut onu. Unut onu. Yitir onu. Islak.Kocaman.Gözler. Bir merhabaya sığdıramadığın ne varsa, Elvedaya sığdır onları. Bu yolun başında değil belki. Fakat sonunda kaybolursun. Islak.Kocaman....

Delilik bu çağda ne büyük rütbe! (I)

 Bu yazıları niye yazıyorum?  Sait Faik  ''yazmasam deli olacaktım.''  demiş, ben de yazmasam deli mi olacaktım ? Ellerinin arasına bir avuç kar alarak eve koşa koşa giden çocuk gibiyim. Bir farkla ki başıma gelecek olanı biliyorum. Karşılaşacağım manzara, erimiş su haline gelmiş kar ve buruş buruş parmaklar olacak. Kimileri için bu anlamsız bir çaba olarak görülebilir. Ah bir de gel bana sor. Hayatımın bu döneminde yazmaktan daha anlamlı hiçbir şey bulamıyorum.  Yazmak irşâd ediyor beni, yalnızca yazarken nefes alıyorum, yalnızca yazmak eylemi anlıyor beni.  Yazmasam deli mi olacaktım ?  Hayır. Aksine, d elirmek için yazıyorum. Telü... Bugünkü kullanımıyla deli. Kökü ''tel'' yumuşayarak ''del'' olmuş, tel-mek/ del/mek, teli/deli... delen, delici, olağanın dışına çıkan...  İlk üniversite yıllarımda, aynı yurtta kaldığım samimi bir dostum vardı. Herkesin deli gözüyle baktığı, kopkoyu yeşil gözlü, dudağının üstündeki ben görünmesin diye(ki ...

Tevâzu, Mümin Libâsıdır.

 Mütekebbirlere kibr etme tasadduk gibidir.  Zâlime cevr ü ezâ kılma ibâdet gibidir. Yukarıdaki beyit, On yedinci yüzyıl şairlerinden Nâbî'ye  ait. Bugünkü Türkçe ile manası üç aşağı beş yukarı şu şekilde: Kibirli olana kibirli davranmak sadaka gibidir. Zâlim birine eziyet ve sıkıntı vermek ibâdet gibidir. Bu yazı boyunca beyitin tamamını tahlil etmeyip, yalnızca ilk mısranın üzerinde durmaya çalışacağız. Nâbî ilk mısrada, Efendimiz Aleyhisselâm'ın ''Kibirliye karşı kibir, sadakadır.'' hadisini iktibas eder.  Bu hadis müslümanlar olarak bizi, özellikle içerisinde bulunduğumuz dönemi göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekirse son derece ilgilendirmekte ve bir duruşa davet etmektedir. Tevâzu, ancak ehlinin yanında erdemli ve taktire şayan bir tavırdır. Bu duruşun neye tekâbül ettiğini anlamak pâyesinden nasibi olmayanlar tevâzu sahibi insanları pek çok sıfatla tanımlarlar. Toplumda silik bir insan olarak görülmekten tutun da başına vur ekmeğini al deyimine k...

Bir Fıçın Var Mı ?

Makedonya Kralı Philip 'in ölümünün ardından tahta geçen,oğlu  İskender , yapılan kutlamada civardaki bütün ünlü şahısları ve düşünürleri görür fakat  Sinoplu Filozof Diyojen 'i göremez. Bunun üzerine koyulur yola ve fıçısının içerisinde oturmakta olan  Diyojen 'i bulur ve sorar: -Bir isteğiniz var mı ? ve  Diyojen  o ünlü sözünü söyler: -Gölge etme başka ihsan istemem.  Rivayet oldur ki  Diyojen  ömür boyu bir fıçının içerisinde yaşamış.  Diyojen ... hani şu elinde gündüz vakti fenerle dolaşırken kendisine ne aradığını soranlara : -İnsan arıyorum.İnsan...  cevabını veren  Antik Yunan filozofu ...  Bu yazı boyunca  Diyojen  güzellemesi yapacak değilim elbette.  Bugün Müslümanların önünde durduğuna inandığım başlıca en büyük sorunu yazmaya niyetliyim. Omurgasızlık...  Evet evet bizi sürüngen hayvanlara benzemekten alıkoyan omurgamız. Bizi dik tutan... Bu sıfatı bir insanda şahsileştir derseniz benim aklıma il...

Asıl galebelik içimizdedir.

 İyi ki bilmiyor kalabalıklar  Yağmura bakmayı cam arkasından İnsandan insana şükür ki fark var Birine cennetse birine zindan İyi ki bilmiyor kalabalıklar...  Yukarıdaki dizeler  Üstad Sezai Karakoç 'un,  Yağmur Duası Şiiri 'nden...  Galebelik, yalnızlığa galebe çalınan yer; kalabalık. Yalnızlık, lekesidir kimilerinin; ille de çitilenmesi, aklanıp paklanması gerektiğine inandığı...Kimilerinin yüküdür bir ömür, sırtlarından bir an olsun yere bırakmaya yeltenemedikleri.Garip bir sahiplenilişliği vardır yalnızlığın, garip bir cazibesi...Bir yürek yara almaya görsün, bir ömür boynuna astığı muskasıdır yalnızlık.  Her bir kelimenin onu duyan yahut telaffuz eden insanın zihin dünyasında ifade ettiği anlam değişebilir. Şöyle demek de mümkün olur sanıyorum, her bir kelimenin çağrışımı insandan insana değişmektedir. Ruh hallerine, dünya görüşüne, inancına, kültürüne... bir çok etkene bağlıdır bu durum.  Söz gelimi ''emek'' kelimesinin bir kapitalistin zihninde oluşturduğ...

Muhayyilem

                                                                 I. Bir ölünün ayakkabılarını giydim çıkmak için yola Sadaka-i cariyeydi. Münâdinin kulaklarımı tırmalamasına hiç ihtiyaç duymadım. Birinden fısıltıyla da olsa bir ses işitmedim. Küpelerinin incilerini hangi denizden çıkarmışlardı kaşların hangi kopuk telli kemana benziyordu boyun hangi kör hattatın titrek elleriyle çizdiği elifi andırıyordu Bakışlarını taşıyan ok, aksak Timur’un hangi askerinin yırtık sadağından ıslık çalarak çıkmıştı, bilmiyordum. Medyen’li iki genç kızın ürküntüsünü giyen sendin. Aramaya on dokuzuncu yüzyıldan beri vaktim yoktu.                                                               ...

HUZUR HUZURSUZLUKTADIR.

 ''1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında  Dostoyevski 'yi okudum. O gün bu gün huzurum yoktur. Biyografim bu kadar.''  Yukarıdaki cümleler  Şair Cemal Süreya 'ya ait, seneler önce katıldığı bir  TRT  programından. Bu cümleleri kurduğu konuşmasını açıp açıp izlemek ve her seferinde yeniden hayretler içerisinde kalmak garip bir hazla birlikte,derin derin düşündürüyor beni.                                                                         * ''.. Bu hastalık hâli bende kronikleşti ve yaklaşık iki ay devam etti. Bu süre içinde her şeye şüpheyle yaklaşıyor; fakat bu hâlimi ne sözlü ne de yazılı olarak kimseye açmıyordum.  Nihayet  Yüce Allah  beni bu hastalıktan kurtardı. Vicdanım eski sağlıklı, dengeli hâline yeniden kavuştu. Eskiden olduğu gib...

Cüruf mu ulan bunlar !?

 ''Bugün yirmi yaşında bulunan bir genç'' diyor  İsmet ÖZEL ,  ÜÇ ZOR MESELE 'sinde ''kollarını sıvayıp çok emek ve sabır isteyen işlere başlamazsa önündekiler gibi boşu boşuna yaşlanacaktır, hem şimdikilerin ihtiyarlayışlarından çok daha çabuk.  Eskiler Farsça'dan alınma bir kelime olarak hazine diyorlardı, gence... Yazıları yazarken hep göz önünde bulundurmak istediğim bir husus vardı; günde bir kaç dakikasını ayırıp,bakalım bizim oğlan bugün ne yazmış ? kabilinden okuyan tanıdıklarımla zihnimin bir ucunu daima kemiren, kalbime; ancak röntgen çekildiğinde görülebilen ve topukta yitip giden dikiş iğnesi gibi acı veren şeyleri paylaşmak... Düne,bugüne ve yarına dair, gök kubbede söylenmemiş hiçbir sözün kalmadığını bile bile en azından et tekraru ahsen velev kane yüz seksen(tekrar iyidir velev ki yüz seksen kere de olsa) düşüncesiyle zaten var olanı, görünür kılma çabasında olmak...                         ...

Kaht-ı Rical

 Osmanlı'nın son yüz elli yılında geleceği düşünen her ayık bilinç yakarış cümlelerinin başına bu kavramı getiriyordu desem hata etmiş olmam sanıyorum.  Kaht-ı rical, adam yokluğu... Eli kalem tutan âlimler ve doğru adım atan devlet adamları azaldıkça en çok kullanılan tabir... Fakat yazımda bu ifadeyi yalnızca iki sınıfa irca etme taraftarı değilim. Kuraklık yalnızca toprağı verimsiz kılmıyor.Kuraklık kelimesini yalnızca emekçi çiftçi kullanmıyor artık. Kendimizde, evimizde, çevremizde... her yerde hışırtılı bir sesle kırılacak kadar kuruyoruz. Senet sepet işlerine bulaşmadan ticaret yapamamaktan, bir müminin diğer bir mümine verdiği sözün mürekkepleri ellerine bulaşa bulaşa imzaladıkları kağıttaki yapmacık figürler kadar değerinin kalmamasına, sırrımıza bir ömür hamallık edecek dost bulamamaktan, kapımızı kilitlemeden başımızı yastığa rahatça koyamayacağımız câmiiye bitişik evlerimize kadar... Çıtır çıtır kırılıyoruz... Bir elle tutulur olmayalım, hemen oracıkta ufalanıyor p...

İbnu'l Vakt

   ''Vaktin hakkını idrak eden kimse'' diyor  Üstad Hasan el-Bennâ,   ''hayatının anlamını da idrak etmiştir. Çünkü vakit hayat demektir.''  Yukarıdaki sözü  Kıymetü'z Zaman Inde'l Ûlemâ (  İslâm Âlimlerinin Gözüyle Zamanın Kıymeti ) eserinde,  Merhum Abdülfettâh Ebû Gudde , aktarıyor.  Tasavvuf ehlinin sıklıkla değindikleri bir kavramdır,  İbnu'l Vakt ...  Vaktin çocuğu... Dahası anın çocuğu, geçmiş ve gelecek onu bağlamaz, bağlanmaz oralara...  İçerisinde bulunduğu anı en iyi idrak etmenin derdindedir o, her anını şuurlu bir şekilde hissetmenin. Nihayetinde... Ebu'l Vakt/ Vaktin babası... Geçmişle, şimdiyle ve gelecekle ilgilenir bu mertebede olanlar...  Zaman olgusunun insanların içerisinde bulunduğu durumları göz ardı etmeden, öyle ya  hastanın birinin bir saatiyle, sevdiği bir işle meşgul olan birinin, altmış senelik eşini toprağa gömdükten sonra ıssız evine geri dönen bir ihtiyarın bir saati elbette aynı değildi...

Nereden Başlamalı ?

Âyînesi işdir kişinin lâfa bakılmaz Şahsın görünür rütbe’i aklı eserinde (Ziyâ Paşa)  Bir gün Müslüman bir genç, câmii çıkışı hocaefendinin önünü kesip, hocam size bir soru sormak için durdurdum yanlış anlamayın diyerek başlar söze… Dikkat kesilir  hoca efendi ve genç başlar anlatmaya; Hocam babamdan işitmiştim ki Şam ilinde on üç kız kardeş en büyüklerine haset etmişler, onu bir göle atmışlar, bunu duyan anaları ardından günlerce ağlamış. Bu kıssayı her yerde anlatıyorum size bir danışayım dedim hatalı bir yeri varsa düzeltin rezil olmamayım… Hoca efendi şaşkın gözlerle nereden başlayacağını biraz düşünüp başlamış gencin anlattığı kıssayı düzeltmeye; Evladım Şam değil, Kenan iliydi, on üç değil on ikiydiler, kız değil erkektiler, en büyüklerini değil en küçüklerini, göle değil kuyuya attılar, anaları değil babaları, günlerce değil yıllarca ağladı.Yazıya böyle bir hikâye ile başlamaya kendimi mecbur hissettim… Hata değil hatalar, günah değil günahlar varken tevhide(birliğe) inananların...

Hanım Hey! (III ve dahi son)

Bu yazı  Hanım Hey!  başlıklı son yazım.  İlk yazımda civcivlerin ölülerine yapılan muameleden bir kimlik inşasının temelinin atılacağına, ikinci yazımda da ölü civcivlerini çöp torbasına koymayı tercih edenlerin değil, toprağa  Subhâneke 'lerle uğurlayanların(en azından kendi çevremde görebildiğim) akıbetine dair bir şeyler karalamaya çabaladım.   Bu topraklarda yaşayan vatan çocuklarının inanç,örf ve adetlerini öğrenebilecekleri  Dede Korkut Hikâyeleri'  nin anlatıcısı kabul edilen  Korkut Ata' yı hatırlatmak adına  Torun Korkut  isminde hayâli(!) bir karaktere yarım yamalak sözler söylettim.                                                                      Ufak şeylerden bahsetmek istedim, efelik yapmak, hamâset kasmak gibi bir amaç gütmeden...   ...

Hanım Hey! (II)

 Dede m  Korkut  söylemiş:   Allah Allah  demeyince işler düzelmez, kâdir Tanrı vermeyince er zenginleşmez. Ezelden yazılmasa kul başına kaza gelmez, ecel vakti ermeyince kimse ölmez...  Kara eşek başına gem vursan katır olmaz, hizmetçiye elbise giydirsen hanım olmaz...  Eski pamuk bez olmaz,eski düşman dost olmaz... Torun Korkut  bir daha söylemiş:  Dedemin sözleriyle başladım yazıya, bereket olsun...  Bereket, sayısı olmayan çokluktur.   Mustafa Kutlu' nun beni en derinden etkileyen eseri  Ya Tahammül Ya Sefer  kitabıdır.  Kendimi en çok o hikâyede hissediyorum bu yazıyı yazarken. Oysa ne güzeldi; önce refîk sonra tarîk diyerek nefes alıp vermelerimiz. Ne iktisattan, ne jeolojiden, ne ihracât ne de ithalâttan anlıyorduk. Kumaş mendile nedendir bilinmez büyük bir önem verenimiz... Kasiyer kızdan para üstünü alırken yere bırakmasını rica edenimiz... Cebindeki bütün parayı gelecekte ümmeti kurtarmak adına kitâba yatırı...

Hanım Hey! (I)

 Bismillâhirrahmânirrahim   Resûl Aleyhisselâm ın hicretinden 1440 yıl sonra  Torun Korkut  derler  Dede Korkut  soyundan bir er ortaya çıktı.  Bütün bir  Oğuz  kavmi her ne iş olsa dedesine akıl danışır, yol yordam öğrenirdi. Çoban sırtındaki kepeneği, çiftçi ekeceği tohumu, erler hangi muskayı zırh niyetine takacaklarını,hanlar savaşta düşmana yapılacak muameleyi hep dedesine sorardı. Torun Korkut  akıl vermek nedir, gönülden konuşmak nedir bilmez fakat omuzuna yanlamasına astığı çantasında hep yara bantları taşır. Onun cürmü küçük yaralara merhem olmaktan öteye geçemez, bunu bilir. Şansını bu sebepten fazla zorlamaz. Ne atlarınızı eyerleyin, kılıçları kuşanın, handan buyruk gelir gelmez harekete geçilecek, diye avazının çıktığınca, nefesinin yettiğince meydanlarda dolaşıp halka münâdilik edebilir, ne de münâdiye kulak kesilebilecek bir vasfı vardır.  Bilir bunu... Başını çıkartmaya korktuğu dünyada bir vakit yaşayan, şimdi esâmesi dahi okunmayan insanları arar. Bir yerlerde hala kal...

Sır

  Ey Oğul!  Nasihat vermek kolay, zor olan, onları kabul etmektir. Çünkü nasihati kabul etmek, nefsine uymuş kişilere tatsız gelir. ...  Ey Oğul!  İstediğin kadar yaşa, nasıl olsa bir gün öleceksin; dilediğini sev, nasıl olsa bir gün ondan ayrılacaksın ve dilediğin şeyi yap, nasıl olsa bir gün bütün yaptıklarının hesabını vereceksin.  Yukarıdaki cümleler  İmâm-ı Gazzâlî 'ye ait. Dilimize  Ey Oğul  olarak çevirilen kitabından, bir öğrencisine yazdığı nasihâtnâme türünde sayabileceğimiz o güzide eserden...  Nasihâtnâmeleri de ,başından geçen bütün badirelere geri dönüp baktıktan sonra olanlarda bir hayır olduğuna inanan insanları da dinlemeyi oldum olası severim. Adem Baba 'dan bu güne değin yeryüzüne gelen bütün nev'-i beşerin  üç aşağı beş yukarı aynı meselelerden imtihan olduğuna inanırım. Benim ayağımı şu üzeri koyu yeşil yosun kaplı kaya kaydırdı,burktu ve düştüm. Dikkat et basma! gibi bir uyarı kabul ederim.  Bir baba ne vermeli...

Suyu Çatallamak

 ''Şairlerin rüzgârı beklemekten başka çareleri yok galiba. İkiyüzlü okuyucunun da beklemesi gerek rüzgârı.'' der  Şiir Okuma Kılavuzu' nda  İsmet ÖZEL  ve devam eder; ''Çünkü sanat, bilhassa şiir hoşumuza giden bir şey değildir, boşumuza gelen bir şeydir.''  Sanat dallarını edebiyattan musikiye, tiyatrodan mimarlığa, resimden dansa; geleneksel sınıflandırmadan çağdaş sınıflandırmaya değin uzun uzadıya saymak mümkün...  Bu yazıda haşır neşir olduğum günden bugüne güneşli havada ne zaman bir gölge arayacak olsam hiç yüksünmeden bana ağuşunu açan edebiyat hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Emri kendime yine kendim vererek... Edebiyat kelimesinin öztürkçe kelime karşılığı gökçeyazın...  Eşitlik Hâl Eki olan (ce)nin kelimeye kattığı anlamlardan biri birliktelik ve beraberliktir.  O halde hiç çekinmeden kelimenin bize telkin ettiği şeyi ''göğe dair olan'' diye anlamamızda bir beis  şöyle telaffuz etmemizde bir mugalata yok. Gök-çe yazı(...