Sana elleri titrek kelimeler getirdim Mansûr. Sesi cılız hakikatlar, can sıkan duygular, içli bir ağıt, kapkalabalık yalnızlık. Kendimi getirdim sana. Biraz sığınsın diye ellerim. Kaçarken bir fanusun içine mutlu bir dünya tepiştirip geldim huzuruna. Salladıkça bütün karların tepetaklak olduğu, kırılır korkusuyla pamuklarla sarıp sarmalanmış bizimkinden bile sahte bir dünyayla... Gitmeler duydum çokça, gelmeler duydum çok az. Kalmalardan kaçmalar kadar hesap sorulmaz. Bolca alçaklık giymiş herkes. Pek azının üstüne dar. Giymem diyenlerin hepsi alay konusu geldiğim yerde. Gülmezsin diye sana geldim, çırılçıplak... Bir tüccar da tanıdım yolda. Benden mutsuz kelimelerimi alıp yerine mutlu sahtelik koymayı vadeden bir tüccar. İlkin uzandıysa da elim, bir kora değmiş gibi gel demeden geliverdi gerisingeri. Daima bir gülüşü sığdırmak mı hayatıma? Yapamazdım Mansûr fazlaydı bana...